BLOG'DA EN YENİ?
...

İçimizden Gelen Sese Kulak Vermek yada Vermemek


"Bu senin hayatın. Neyi seviyorsan onu yap ve sık sık yap. Eğer birşeyi beğenmiyorsan, değiştir. İşini sevmiyorsan bırak git. Yeteri kadar vakit bulamıyorsan, televizyon izlemeyi bırak. Eğer hayatının aşkını arıyorsan, aramayı bırak. Sevdiğin şeyleri yapmaya başladığında 'O' seni bekliyor olacak. Çok irdeleme. Hayat basittir. Bütün duyular güzeldir. Yemek yediğinde her lokma için şükret. Zihnini, kollarını ve kalbini yeni şeylere ve yeni insanlara aç. Farklılıklarımızla biriz. Göreceğin bir sonraki insana tutkularını sor ve sana ilham veren hayalini diğerleriyle paylaş. Sık sık seyehat et. Kaybolmak, kendini bulmana yardımcı olacaktır. Bazı fırsatlar sadece bir kez karşına çıkar, onları değerlendir. Hayat dediğin, karşılaştığın insanlar ve onlarla paylaştığın, yaptığın şeylerden ibarettir. O halde, çık dışarı ve paylaşmaya başla. Hayalini yaşa ve tutkularını paylaş. Hayat sandığından da kısa."

Her zaman bir iç sesimiz vardır bize yön veren. Bazen deliler gibi çılgınlıklar fısıldar bazen tembel bir öğrenci mızmızlığında kenarda oturmamızı, hayatın akışına kendimizi bırakmamızı söyler. Aşağıdaki 'BEAT' kısa animasyon filmi de bu tekdüze hayatın sistematiği üzerine kurgulanmış, ana karakterin ise iç sesi ile renklendirilmiş bir çalışma.

Değişimin tek kurtuluş olduğuna inananlardan mısınız? Peki ya değişimden sonrasını da aynı rutine bağlamaktan korkmaz mısınız? Ya da değişim kendi kendini rutine bağlarsa... Son kurtuluş da yine bir değişim ile başa dönmek midir yoksa değişime devam mı etmektir? Tüm mesele iç sese kulak verip vermemek olsa gerek.