İçimizden Gelen Sese Kulak Vermek yada Vermemek


"Bu senin hayatın. Neyi seviyorsan onu yap ve sık sık yap. Eğer birşeyi beğenmiyorsan, değiştir. İşini sevmiyorsan bırak git. Yeteri kadar vakit bulamıyorsan, televizyon izlemeyi bırak. Eğer hayatının aşkını arıyorsan, aramayı bırak. Sevdiğin şeyleri yapmaya başladığında 'O' seni bekliyor olacak. Çok irdeleme. Hayat basittir. Bütün duyular güzeldir. Yemek yediğinde her lokma için şükret. Zihnini, kollarını ve kalbini yeni şeylere ve yeni insanlara aç. Farklılıklarımızla biriz. Göreceğin bir sonraki insana tutkularını sor ve sana ilham veren hayalini diğerleriyle paylaş. Sık sık seyehat et. Kaybolmak, kendini bulmana yardımcı olacaktır. Bazı fırsatlar sadece bir kez karşına çıkar, onları değerlendir. Hayat dediğin, karşılaştığın insanlar ve onlarla paylaştığın, yaptığın şeylerden ibarettir. O halde, çık dışarı ve paylaşmaya başla. Hayalini yaşa ve tutkularını paylaş. Hayat sandığından da kısa."

Her zaman bir iç sesimiz vardır bize yön veren. Bazen deliler gibi çılgınlıklar fısıldar bazen tembel bir öğrenci mızmızlığında kenarda oturmamızı, hayatın akışına kendimizi bırakmamızı söyler. Aşağıdaki 'BEAT' kısa animasyon filmi de bu tekdüze hayatın sistematiği üzerine kurgulanmış, ana karakterin ise iç sesi ile renklendirilmiş bir çalışma.

Değişimin tek kurtuluş olduğuna inananlardan mısınız? Peki ya değişimden sonrasını da aynı rutine bağlamaktan korkmaz mısınız? Ya da değişim kendi kendini rutine bağlarsa... Son kurtuluş da yine bir değişim ile başa dönmek midir yoksa değişime devam mı etmektir? Tüm mesele iç sese kulak verip vermemek olsa gerek.

Rus Kozmonotun Hikayesini Bilir misiniz?



Rus kozmonotun hikâyesini biliyor musun? Kozmonot. Uzaya giden ilk insan. Ruslar, Amerikalıları yenmişler. Büyük bir uzay gemisiyle yukarı çıkmış ama çok küçük bir alanında yaşıyormuş. Kozmonot içerideyken böyle bir portal penceresi varmış. Dışarı bakıyormuş ve Dünya’nın kavislerini görüyormuş. Hem de ilk defa. Gezegene dışarıdan bakan ilk insan oymuş. İşte o anda kendini kaybetmiş. Birden bire gösterge panelinden tuhaf bir tikleme sesi çıkmaya başlamış. Kontrol panelini söküp atmış. Aletlerini çıkarmış. Sesin kaynağını bulup durdurmaya çalışmış. Ama bulamamış. Durduramamış. Ses çıkmaya devam etmiş. Bir kaç saat bu şekilde devam edince işkence edilmiş gibi oluyor. Birkaç gün bu sesle geçmiş. O da biliyormuş bu küçük sesle kafayı yiyecekmiş. Aklını yitirecekmiş. Ne yapabilirsin ki? Yukarıda, uzayda, bir başına, bir uzay odasında. Kalan 25 gününü bu sesle geçirmek zorundaymış. Kozmonot da aklını korumanın tek yolunun bu sese aşık olmak olduğuna karar vermiş. Gözlerini kapamış. Hayallerine dalmış. Sonra da gözlerini açmış. Artık tikleme sesini duymuyormuş. Müzik duyuyormuş. Kalan zamanını uzayda tam bir saadet ve huzur içinde yüzerek geçirmiş.


Bugün izlemiş olduğum Another Earth (2011) isimli filmden bir sahne. Filmin dahası..

Apathetic : Veysel Keleş

çok eskilerden bu çook**
Sene 2001 Liseye başladık birlikte. Şimdi sene 2011 tam 10 yıl geçti yani. Hızlı çok hızlı oldu herşey! Ölüm anı gelse bir iki saniye olarak gececek gözlerimin önünden bu on yıl sanırım. Şimdi Diyarbakır İbn-i Sina Teknik ve Endüstri Lisesinde İngilizce öğretmeniyim. Meslekteki 3. Eğitim-Öğretim yılıma başladım. Bu sene senin meslekteki ilk yılın. Aramıza hoşgeldin dostum. Sana küçük bir yazı yazmak istedim. Bakalım kaçta kaçı sen kaçta kaçı benim bildiğim sen :)
Dile Kolay 10 yıl gecti seni tanıyalı. Güzel, gülen; kötü, ağlayan günlerimiz oldu. Geldi ve geçti zaman. Şarkılar haklıysa eğer biz büyüdük ve kirlendi dünya; biz de beraberinde belki. İnsanlar girdi hayatlarımıza insanlar gitti hayatlarımızdan. İyi ki kalanlardan oldun sen! Bambaşka yollara girdik ama hep bildik nerdeyiz, kiminleyiz. O zamanlarki kendime bakıyorum da; çelimsiz kara kuru konuşkan bir kız! Sıra arkadaşındım senin. Sen ise uykucu, hayalperest Veysel! Sıra arkadasımdın benim. Çok okurdun sen, çok hayallerin vardı; ama bir ayağın gökteyken diğeri hep sapasağlam basıyordu yere. Güçlü ama hassas arkadaşım benim. Hayat sana saflıgı, temizliği, zekayı, sadakati, hoşsohbeti verirken almış çok önemli bir şeyi! Duygular! Aslında varlar biliyorum biryerlerinde ama nerede nasıl saklıyorsun onları God knows! Seni tanımlayacak bir söz bulmak zor; ketum ıı degil, duygusuz hımm hiç degil sanırım apathetic sıfatı güzel tanımlıyor seni.
Zaman geçiyor, etrafımız kalabalıklaştıkça daha da yalnızlaşıyoruz sanki. Yalnızlaşmamak, uzaklaşmamak, soyutlanmamak için dostlara, sevgililere, arkadaşlara ihtiyacımız var! Bunlara sahip olmak için de duyguya :)) Ya da sahip oldugumuz duyguları çabaya dönüştürüp göstermeye. Boşvermemeye kısacası kimseyi! Sanırım en çok kullandıgın kelimeyi "Boşver" i boşvermen gerek artık dostum.

Yalnızlık getiriyor boşvermek.

Seni Özlüyorum dostum!

*apathetic: duygusuz, soğuk, cansız
** evet evet öyle (edit: ben)

Düşün Taşın Derneği: İftar Bahane Sohbet Şahane; Daha ne

Düşün Taşın Derneği, ülkemizin kanayan yarası olan kitap okumamazlığın yaratmış olduğu etki ile bir araya toplanmış artık amacı sadece kitap okumaya teşvik değil insanlığı ve Türk insanını daha ileriye taşıyacak projelere imza atma kararlılığı ile çalışan bir ekip haline gelmiş hızla büyüyen bir camia. Yaklaşık iki ay önce Ünişbuluşmaları sayesinde tamamen tesadüf eseri tanışmış olduğum bu içi içine sığmayan ekip bir o kadar da aktif, aktif olduğu kadar da samimi ve insana pozitif enerji veren bir bünyeye sahip. Bir sonraki etkinliklerini mutlaka takip edin, gelin, tanışın, kaynaşın, sohbet edin bakın ne demek istediğimi anlamış olacaksınız.

14 Ağustos Pazar günü yine tanışma tarzı bir etkinlik düzenlediler. Ramazan olması nedeniyle en uygunu da iftar organizasyonu olmasıydı. Bu buluşmada derneğin önümüzdeki yıl neler planladığı ve ne gibi etkinliklerin biz Türk gençlerini beklediğini öğrenmiş olduk. Ayrıca şu sıralar dernek gönüllüleri müthiş bir azim ve çalışkanlılıkla birçok ilimizdeki okullar için kitap topluyor ve kutular dolusu binlerce kitapla minik kitap sevdalılarını sevindiriyorlar. Sizler bu projeye bir katkınız olsun istiyorsanız, elinizde hediye etmek istediğiniz kitaplar var ise düşün taşın derneği sitesi üzerinden proje hakkında detaylı bilgi alarak katkı sağlayabilirsiniz: http://www.dusuntasin.net/kitap-kumbarasi-3/
Yaklaşmakta olan yeni dönem içerisinde düzenlenecek olan etkinlikler ve uygulamaya konulacak olan yeni projeler hakkında da detaylı ve güncel bilgiye ulaşmak için derneğin facebook sayfasını takip edebilirsiniz: https://www.facebook.com/dusuntasin
Şüphesiz ki, Düşün Taşın Derneği ekip üyeleri sizlerden gelecek olan yardım ve destek için her zaman müteşekkir olacaktır, ama asıl akıllarda bulunması gereken ise dernek vasıtası ile yardımların ulaştığı minik kardeşlerimiz her şeyden öte sizlere sonsuza kadar minnettar kalacaktır.

Erasmus Ülke Seçimi

Geçen sene bu yazımı erasmusrehberi.com üzerinde paylaşmıştım. Ancak daha fazla çevreye yayılması ve kendi yazılarımın bir arada bulunması için burada da paylaşma ihtiyacı hissettim. Nitekim sorularınız olursa daha hızlı cevap verebilirim:

Bana gelen sorular dahilinde çıkardığım sonuç gerçekten gitmek isteyenlerin akıllarına takılan bu sınavları geçip geçemeyecekleri değil, kendileri için en iyi olan ülkeyi seçmedeki çelişkileri. Nitekim bu gitmekte çok kararlı olan ve bu çelişkiye sahip olan arkadaşlarımızın yabancı dillerinin yeterli olup olmaması gibi bir takım sorunları yok.
Geçenlerde KTÜ Atatürk Kültür Merkezinde bir arkadaşımla yaptığımız İsveç’te Erasmus konulu sunumumuzda da anlattım, erasmus için gitmek istediğiniz bir ülkeyi seçerken önceliklerimizi belirlememiz gerektiğini. Kendimi bir örnek olarak ortaya koyacağım ve sizlere o şekilde yol göstermeye çalışacağım.
harita2007_abBenim seçmiş olduğum ülke İsveç oldu. Neden seçtim bu ülkeyi? Elimde üç seçenek vardı. Bunlar Almanya, İtalya ve İsveç’ti. Bu listeyi bir kenara koydum ve sonrasında başladım benim önceliklerimi listelemeye. İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisi olarak İngilizce pratiğimin olmadığını düşündüm ve en çok İngilizce’nin konuşulduğu bir ülke tercih etmek istedim. Hemen koyuldum araştırmaya. İlk olarak Almanya’ya baktım. Orada zaten milyonlarca Türk olduğunu varsayarak ve çoğu kişiden duyduğum üzere İngilizce’ye pek sıcak bakmayıp konuşmadıklarını öğrendim ve eledim hemen. Bir diğer ülke olan İtalya ise gerçekten ilgimi çekmişti coğrafi konum olarak. Ancak dediğim gibi önceliği yabancı dile verdiğim için bu ülkeyi de es geçtim. İsveç’e baktığımda ise yüzde 80 gibi yüksek bir oranda İngilizce’nin konuşulduğunu gördüm ve hemen ilgimi çekti.
İsveç diğer ülkelere göre bir sıfır önde olmuş oldu ve maçı fazla uzatmadan ben İsveç dedim. Benim başka arkadaşlarım da Almanya’yı seçti sırf dil nedeniyle. Onların da önceliği ikinci dil olarak Almanca’larını geliştirmek istemeleriydi.
Diğer bir önemli nokta ise eğitim dili. Avrupa’da bazı üniversitelerde eğitim dili İngilizce’den farklı olabiliyor. Ancak pek korkunuz olmasın bunların sayısı pek de fazla değil ama seçiminizi yapmadan önce gideceğiniz ülkenin eğitim dilini araştırmanızda fayda var.
Şimdi gelelim sizler için neleri öncelik sırasına koyabiliriz. Bunlar arasında tabii ki coğrafi konum çok önemli. Nitekim birçoğunuz Avrupa’yı gezmek istiyorsunuz ve bunun için gideceğiniz ülkenin Avrupa’nın bütün ülkelerine en yakın yer olması önemli. Eğer benim gibi İsveç’i seçerseniz gezmek için biraz daha fazla harcama yapmanız gerekiyor. Bir diğer etken de kültür ve sosyal yaşam. İsveç bilindiği üzere en saf bir avrupalı için bile bambaşka bir kültür sunuyor. Az da olsa bu da benim İsveç’i seçmemdeki bir diğer nedendi.
Son olarak yaşam şartları var. Yani gidilecek ülkenin ekonomik durumu. İsveç tabii ki pahalı bir ülkeydi ve ben yine de gözümü kapatarak gittim, korktuğum başıma gelmedi ve aldığım burs bana fazlasıyla yeterli oldu. Fakat, Avrupa gezim sırasında Danimarka’da bir Türk arkadaşımla karşılaştım ve onun durumunu sordum. Pek de iç açıcı cevaplar alamadım. Danimarka’nın İsveç’ten çok daha pahalı olduğunu ve bu nedenle verilen bursun yeterli olmadığını söylemişti (İsveç ile Danimarka’ya giden arkadaşlara aynı miktarda hibe veriliyor). Bu hibe (burs) konusunda anti parantez açmak istiyorum ayrıca. Çoğu kişi bu verilen bursların oradaki eğitim süresince yeterli olmadığı konusunda okullarına baskı yapıyorlarmış. Şunu unutmayın ki okulunuzca verilen hibe sadece sizi desteklemek içindir, orada her harcamanızı karşılamak için değil. Bu cümleler tam olarak bana ait değil, okuduğum üniversitedeki erasmus sorumlusunun sözleri. Ayrıca bu konu ile az çok ilgili olarak erasmusa giden öğrencilerin ne gibi hakları olduğuna dair bir yazımı yakın bir zamanda okuyabileceksiniz.
Bazı arkadaşlarımızın karar vermesini etkileyen diğer bir neden ise hava şartları. İskandinav ülkelerinin soğuk havasından korkarak bazı önceliklerinizi bence arkaya itmeyin. Hava şartları o kadar da korkulacak derecede fark göstermiyor.
Gelelim artık bir liste yapmaya. Vereceğim listeye göre kendinize en uygun olan ülkeyi seçerken önem sırasını belirleyin ve sonrasında ülkeleri bu sıraya göre yerleştirin:
  • Gidilecek ülkede konuşulan dil
  • Eğitim dili
  • Ülkenin coğrafi konumu (gezmek isteyenler için önemli)
  • Kültür ve sosyal yaşam
  • Yaşam şartları (pahalılık)
  • Hava şartları

Yazının alındığı yer: http://www.erasmusrehberi.com/erasmus-ulke-tercihi/#ixzz1U6KPYuiT

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...