BLOG'DA EN YENİ?
...

Bir kısa film: Jabberwocky

Geçenlerde Eda arkadaşımıza bir ödev verilmişti. Lewis Carroll'un "Through the looking-glass and what alice found there" adlı kitabındaki Jabberwocky şiiri için birşeyler yapın demişler arkadaşımıza. O da farklı olsun, ilgi çeksin, ilginç birşey olsun bari demiş ve bir kısa filmini yapmaya karar vermiş kendi kendine. Geldi bizlerden yardım istedi, biz de onayladık. Bir gece vakti çıktık dışarıya çekim yapmaya.Elimizde tek kamera var o da benim fotoğraf makinem (Fujifilm s6500). Video çekimi iyi ama gece çekimi zayıf kaldı. Ama yine de idare eder birşey çıkartmayı başardık. Video editlemesini ben yaptım. Bir saat içinde anca bu kadar oldu. Çekimi de zaten yarım saatte yapmıştık. Yani anlayacağınız film, ultra amatör yapımı bir film... :)

Gelelim hikayeden biraz bahsetmeye. Aslında anlatılacak bir hikayesi de yok bu şiirin. Nitekim ek$isözlükte şöyle diyenler var;
lewis carroll'un "through the looking-glass and what alice found there" adlı kitabındaki "jabberwocky" şiirinden. bu anlamsız şiir insanların dikkatini çekmiş işte ve bu tür saçma konuşma ve yazılar için kullanmaya başlamışlar.
nonsense literature'ın en nadide eseridir. bir dönem bütün ingiliz çocukları bu şiiri ezberlemişlerdir. incelendiğinde, çok anlamsız ama çok ilginç bir şiir olduğu ortaya çıkar. kullanılan kelimelerin çoğu ingilizce'de bir anlam ifade etmese de (ki lewis carroll bu yüzden şiirle beraber kelimelerin anlamlarını da yazmıştır) ilk okunuşta ne olup bittiği hakkında genel bir kanıya varılabilir. alice de zaten "birisi birisini öldürdü ama ne oldu tam çıkaramadım, güzel kelimeler sanki kafamın üstünden uçup gitti" tadında bir laf etmiştir. neler olup bittiğini az çok çıkarabilmemizin sebebi ise lewis carroll'ın gerçek olmayan bu kelimeleri sanki gerçekmişçesine, ingilizce'nin kurallarına uygun olarak, sentaks'a önem vererek kullanmasıdır. uffish ne demek bilmesek bile onun bir sıfat olduğunu anlarız, brillig'in isim soylu bir sözcük olduğunu da, gyre ve gimble'ın birer fiil olduğunu da. şiir olarak incelendiğindeyse ritm, alliterasyon, kafiye gibi çeşitli sanatları kullanmıştır lewis carroll, ve anlamsız da olsa bunu gerçekten de şiir haline getirmiştir. bunların yanısıra ingilizce'ye çeşitli kelimeler de kazandırmıştır. örneğin chortle kelimesi jabberwocky'den evvel varolmayan bir kelimedir. portmanteau kelimelerin özü buradan çıkmıştır.

Sizlere şiirin tam metnini de vereyim de tam olsun. Bu arada filmin senaryosu Eda'ya ait, tabii bizler de kendimizden birşeyler kattık. Ancak ne ben, ne Hakkı, ne de Çağla arkadaşımız şiir hakkında en ufak bir fikre bile sahip değildik.. :)

 Jabberwocky - Lewis Carroll
"twas brillig, and the slithy toves
did gyre and gimble in the wabe;
all mimsy were the borogroves,
and the mome raths outgrabe.

"beware the jabberwock, my son!
the jaws that bite, the claws that catch!
beware the jubjub bird, and shun
the frumious bandersnatch!"

he took his vorpal sword in hand:
long time the manxsome foe he sought -
so rested he by the tumtum tree
and stood awhile in thought.

and as in uffish thought he stood
the jabberwock, with eyes of flame,
came whiffling through the tulgey wood
and burbled as it came!

one, two! one, two! and through and through
the vorpal blade went snicker-snack!
he left it dead, and with its head
he went galumphing back.

"and hast thou slain the jabberwock?
come to my arms my beamish boy!
o frabjous day! callooh! callay!"
he chortled in his joy.

'twas brillig and the slithy toves
did gyre and gimbole in the wabe
all mimsy were the borogroves
and the mome raths outgrabe.

Ayrıca ilginizi çekebilecek diğer yazılar: 
Harçsız Öğrenci Pasaportu Nasıl Alınır
Schengen Vizesi için İşveren Mektubu ve İzin Onayı
İnterrail Nasıl Yapılır ve Nasıl Planlanır
Ücretsiz Fon Müzikleri ve Ses Efektleri İndir
Asteğmen Nasıl Olunur ve Ne Yapmam Gerekir
Askerlik Tecili için Gerekli Belgeler
Sınavsız İkinci Üniversite Kaydı Nasıl Yapılır
İngilizce Öğretiminde Teknoloji ve İnteraktif Oyunlar

Diğer faydalı olabilecek Erasmus yazılarım:
İsveç'e Gitmeden Önce (1)
İsveç'te Bilinmesi Gerekenler (2)
İsveç'te Yemek Vakti (3)
İsveç Online Alışveriş Siteleri ve Faydalı Linkler
İsveç'te Erasmus İlk Anılar
İsveç ve Erasmus: Hatıralar Dolusu Koca Bir Yıl
Erasmusa Son Noktayı Koyduk
Erasmus'tan Sonra Hayatta Kalmanın Yolları
İnterrail Gezisi Nasıl Planlanır
* Erasmus Ülke Tercihi Nasıl Yapılır

Film izlemek işkence olabilir mi?

Bildiğiniz üzere Erasmus ile İsveç'teyim hala. Eğitim sisteminden konuşup duruyordum. Ancak, neyse geçelim eğitim sistemini şimdi. Geleyim şu anda içinde bulunduğum duruma, neler yapmam gerektiğine.

İzle izle, sonra yorumla
Bu dönem tam 6 ders aldım. Yani burada alabileceğim maksimum krediyi aldım ki bu kredi de 45 ects kredisi. Neyse gelelim sadede. Şu anda ödevini yapmakta olduğum ders Cultural Text and Context. Bu ders için evvela Jane Eyre hakkında bilgimin olması gerekiyor yani okumuş olmam gerekiyor ve aynı zamanda Wide Sargasso Sea isimli 1993 yapımı filmi (aynı isimli romandan uyarlama) izlemem gerekiyor. Sonrasında yapmam gerekenler ise Jane Eyre romanında bir deli kadın varmış, bu filmde de onun neden delirdiği anlatılıyormuş. Bunlar arasında karşılaştırma vs. yaparak bir kaç sayfa birşeyler yazmam gerekiyor. Bu sadece bu ders ve bunları da sadece iki gün içinde yapmam gerekiyor. =). Dün Wide Sargasso Sea filmini izledim. Ama 2006 versiyonunu, çünkü diğer filmi aradım aradım bulamadım. Hocamıza ulaşmaya çalıştım her üniversiteye gidişimizde çıkmıştı, biz de kaldık bu yeni versiyonuna. Neyse bu dersi böyle halledeceğiz artık....

Eziyet gibi ama...
Gelelim bir diğer filmimize ya da filmlerimize. Diyebilirsiniz yahu bu ne habire film mi izliyorsunuz diye. Evet izliyoruz. Şu ana kadar American History X, Bowling for Columbine, Crash, American Beauty, Charlie and Chocolate factory, Golden Compass izledik. Daha da izlememiz gereken ve aynı zamanda incelememiz gereken bir kaç film daha var. Şöyle bir bakınca filmlere hepsi tanıdık izlenilmiş ve izlenilesi filmler. Ben bunları önceden izlemedim mi. Tabii ki izledim. Mesele izlemek değil işte, incelemek bazı küçük noktalarını ön planda tutarak filmleri yorumlamak bizim yaptığımız. İş böyle olunca eziyetten başka birşey olmuyor. Aslında doğruyu söylemek gerekirse, eğlenmiyor da değilim. Bu kadar kısa sürede üstüste birçok güzel filmi izlemek zorunda kalıyor olmam ve sonrasında bunlar hakkında yorumlar, eleştiriler yapıyor olmam bence ya da galiba sizce de güzel olmalı.

evet evet, çok güzel yaa....

Ayrıca ilginizi çekebilecek diğer yazılar: 
Harçsız Öğrenci Pasaportu Nasıl Alınır
Schengen Vizesi için İşveren Mektubu ve İzin Onayı
İnterrail Nasıl Yapılır ve Nasıl Planlanır
Ücretsiz Fon Müzikleri ve Ses Efektleri İndir
Asteğmen Nasıl Olunur ve Ne Yapmam Gerekir
Askerlik Tecili için Gerekli Belgeler
Sınavsız İkinci Üniversite Kaydı Nasıl Yapılır
İngilizce Öğretiminde Teknoloji ve İnteraktif Oyunlar

Diğer faydalı olabilecek Erasmus yazılarım:
İsveç'e Gitmeden Önce (1)
İsveç'te Bilinmesi Gerekenler (2)
İsveç'te Yemek Vakti (3)
İsveç Online Alışveriş Siteleri ve Faydalı Linkler
İsveç'te Erasmus İlk Anılar
İsveç ve Erasmus: Hatıralar Dolusu Koca Bir Yıl
Erasmusa Son Noktayı Koyduk
Erasmus'tan Sonra Hayatta Kalmanın Yolları
İnterrail Gezisi Nasıl Planlanır
* Erasmus Ülke Tercihi Nasıl Yapılır

Alman'dan sahil güvenlik görevlisi olursa

Bu videoyu sizlerin de izlemesi gerektiğini düşündüm. Bilirsiniz Alman arkadaşlarımız İngilizce'deki "th" sesini okumakta zorluk çektikleri için 's' deyiverirler ve bazen de 'z' sesi ile geçiştirirler. İngilizce okuyan arkadaşlarım bu 'th' sesinin iki tür telaffuzunun olduğunu bilirler. Gelelim aşağıdaki videomuza.

Alman bir sahil güvenlik görevlimiz var. İngilizcesi de çat pat. =). Birden telsizden 'yardım' sesleri geliyor. Gemilerinin battığını (we are sinking) söylemeye çalışıyorlar, ancak bizim Alman arkadaş İngilizcesinin zaafına uğruyor ve bakın ne oluyor... (what are you 'th'inking about?)
*sink: batmak => telaffuzu: "sink"
  think: düşünmek => telaffuzu bir nebze peltek 's' ile "sink".

Dönüyorum... mu?

güncellemeyi okuyun...

Bugün çok ani bir karar verdim. İkinci dönem Türkiye'ye dönüyorum. Bu kararı da gecenin saat beşinde Hakkı arkadaşım ile konuşurken verdim. İkinci dönem için de İsveç'te kalmayı düşünüyordum ancak, aşk meşk boş işler hele hele bu karşınızdaki yabancı biri ise işin sonunu tahmin etmekte çok daha zorlanıyorsunuz. "Sonunu düşünen kahraman olamaz" sözünü hatırlatanlar olacaktır elbette ancak, bazı konularda kendinizi bağımsız hissedemiyorsanız en doğru olanı yapmak yani üzerinde bulunduğunuz yolda yürüyemeye devam etmek en doğru seçenek olsa gerek.

Aşk meşk boş işler dedim demesine ama, aslında öyle düşünen bir insan değilim. Aşk yeri ve zamanı geldiğinde, uygun şartlar olduğunda bence tam olarak aşktır. Aslında olacağı varsa zaten olacak olan bir şeydir de diyebiliriz. Fazlaca üzerine gitmek boştur bence. Açıkça söylemek isterim, ikinci dönem burada kalmayı istemiş olmam tamamen bir kız içindi. Geri dönme kararını aldığım şu anda, kıza olan duygularımda yine bir değişiklik yok. Apayrı konu bunlar. Eğer ben onu gerçekten seviyorsam ve ona mutlu bir hayat vadediyorsam, şu anda benim için ve onun için yapabileceğim en iyi şey anlık mutluluğumuzu bir dönem daha uzatmak yerine ikinci dönem güzel ülkem Türkiye'ye dönerek evvela üniversitemi bitirmek (bir buçuk senem var) ve sonrasında tamamen özgürlüğe kavuşmak olduğunu düşünmekteyim. Sonrası ise yine oluruna kalan birşey.

Her zaman yurtdışında yaşamak gibi bir hayalim vardı, hala da var. Neden olmasın? Herşeyi zaman gösterecek, O'nun dediği gibi =). Hep böyle söyleyip duruyor, ben de böyle diyeceğim bu kararımı ona açıklarken ... çok zor olacak ama! Bunun da farkındayım :(

Güncelleme - Kararsızlığım batsın...

Evet arkadaşlar bir güncelleme yapmak zorundayım sanırım =). Biletimi aldım ancak, kararsızlık yine bastı beni. Nedenini anlatayım evvela. Kızı bir kenara koyalım, o apayrı bir konu hatta şöyle diyelim bu olay için; bu burada kalmanın tadı tuzu. Neyse, şöyle bir düşündüm de burada neden kalmak istiyorum veya neden Türkiye'ye dönmek istiyorum diye. Gerçekten açıklayıcı bir cevap bulamadım. O yüzden neden bir dönem daha kalmıyorum ki dedim. Yani geri dönmemi gerektiren birşey olduğuna gerçekten inanmıyorum, ama kalmamı gerektirecek olan birçok sebep var, ya da var olduğuna kendimi inandırmak istiyorum.


Denge kurmam lazım
Evet bir liste yapıp, neden kalmak istiyorum neden geri gitmek istiyorum onları bir ölçmek biçmek lazım. ...
..
..
Derken az önce amcamla konuştum.. =) Gerçekten çok iyi oldu. İkinci dönem için para durumunu konuştum ve "kal" dedi... Yani para konusunda sorunum yok galiba Allah'a çok şükür. Sanırım yine olayı zamana bırakayım şu anda konuşmak için çok erken. Türkiye'ye dönüş biletim var, eğer ters giden birşeyler olursa 19 Ocak'ta Türkiye'ye dönerim. Evet sanırım ikinci dönem yine İsveç'teyim ve sizlere burayı daha iyi anlatmaya çalışacağım.... =)))

 Son Güncelleme!!
Evet arkadaşlar bu yazıyı geri döneye karar verdiğimde yazmıştım ve bu yazıyı yazmadan hemen önce de Türkiye'ye dönüş bileti almıştım. Ancak bileti yakmaya karar vermiştim ve şu anda hiç birisine gerek kalmadı. Çünkü Türkiye'ye tatil için 9 günlüğüne dönüyorum bu bilet sayesinde :)

Ayrıca bir cinlik yapmak istiyorum. Aşık Veysel'den bir satır koyayım şuraya çok güzel demiş Aşık Veysel;
Veysel bu sevdadan vazgeç dediler
Olup bitenleri yaz geç dediler
Sevdiğin kapıdan az geç dediler
Acı sözü sevdiğimden işittim
Biliyorum konuyla hiç bir alakası yok. Bu sadece seo amaçlı bir şiir. Aslında Veysel Karani hakkında da birşeyler yapmak lazım ya neyse...

Ayrıca ilginizi çekebilecek diğer yazılar: 
Harçsız Öğrenci Pasaportu Nasıl Alınır
Schengen Vizesi için İşveren Mektubu ve İzin Onayı
İnterrail Nasıl Yapılır ve Nasıl Planlanır
Ücretsiz Fon Müzikleri ve Ses Efektleri İndir
Asteğmen Nasıl Olunur ve Ne Yapmam Gerekir
Askerlik Tecili için Gerekli Belgeler
Sınavsız İkinci Üniversite Kaydı Nasıl Yapılır
İngilizce Öğretiminde Teknoloji ve İnteraktif Oyunlar

Diğer faydalı olabilecek Erasmus yazılarım:
İsveç'e Gitmeden Önce (1)
İsveç'te Bilinmesi Gerekenler (2)
İsveç'te Yemek Vakti (3)
İsveç Online Alışveriş Siteleri ve Faydalı Linkler
İsveç'te Erasmus İlk Anılar
İsveç ve Erasmus: Hatıralar Dolusu Koca Bir Yıl
Erasmusa Son Noktayı Koyduk
Erasmus'tan Sonra Hayatta Kalmanın Yolları
İnterrail Gezisi Nasıl Planlanır
* Erasmus Ülke Tercihi Nasıl Yapılır

Siz olsanız ne yapardınız...

Bugün rastgele bazı blogları tararken karşılaştım aşağıdaki video ile. Gerçekten çok zor bir duruma sokuyorlar şu erkekleri. Aslına bakarsanız bir çeşit kamera şakası da diyebiliriz bunun için.
Güzel bir kadın sizi masasına çağırıyor, konuşuyorsunuz beraber içiyorsunuz sizi evine davet ediyor vs. vs. ve sonrasında bu güzel çekici kadının bir çeşit engelli olduğunu farkediyorsunuz...

Lit dosyalarımızı başka formata çevirelim

Bugün elimde bulunan bir e-kitabın bazı kısımlarının çıktısını almam gerekiyordu. Bildiğiniz üzere çoğu e-kitaplar .lit uzantılı olduğu için bu dosyayı sadece microsoft reader yardımı ile açabiliyoruz ve bu program ile de sayfaları yazdırmak imkansız. Hemen google amcaya koştum yine. =) Bu sefer sağolsun hiç uğraştırmadılar beni, hemen soruma cevap verdiler.

ABC Amber Lit Converter
Bu yazılım elimizde bulunan lit formatlı e-kitaplarımızı kullanımı popüler olan PDF, DOC, HTML, RTF, CHM, HLP ve TXT gibi formatlara çevirmemize yarıyor. Ayrıca en büyük özelliği de sağolsun bu yazılım bedava.

Lit dosyasını diğer formatlara çevirelim
Buradan sonrasını da bırakalım programı bizlere sunarak büyük bir iyilik yapmış olan dmry.net anlatsın. Aslında çok kolay bir program. Hemen öğreneceğinize eminim.

Blogger'da Şablon Değiştirme Problemi

Yeni bir blogger ipucu ile karşınızdayım arkadaşlar. Bu sefer ki konumuz, çoğu kişinin mutlaka en azından bir kere karşılaşmış olduğu şablon değişikliği sırasında gelen anlamsız hatalar hakkında olacak.

Nasıl Karşılaştım
Ben bu sorunu her zaman yaşıyordum ancak bu son şablon değişikliği sırasında uğraştığım kadar hiç uğraşmamıştım. Bu sefer yine her zamanki gibi şablonumu değiştiriyordum. Yerleşim sekmesine tıkladım ve sonrasında ve htmlyi düzenle sekmesine geçiş yaptım. Şablonum bilgisayarımda kayıtlı olduğu için "Sabit sürücünüzdeki bir dosyadan şablon yükleyin"in yanındaki gözat ile şablonumu yüklemeye çalıştım. Herşey gayet normal ilerlerken "onayla ve kaydet" butonuna bastıktan sonra şu yandaki lanet hatayı aldım (hata kodu farklı olabilir sizlerde ama korkmayın sizin hatanız da bendeki ile aynı). Bu sayfayı görmeyen blogger kullanıcısı olmadığını çok rahatlıkla söyleyebilirim.

Ne Yaptım?
Bu işin ne yaptığımı yok, çıldırdım tabii ki. Bir yolu olmalıydı. Ama hiç bir matıki açıklaması yoktu bu durumun. Beni dellendirmekten başka bir işe yaramıyordu. Kısacası ne yaptığıma geleyim artık. Çok saçma gelecek ama, gerçekten çözüm yolu bu:
Farklı bir "internet tarayıcısı" kullanın. Evet yanlış duymadınız "farklı bir internet tarayıcısı" ile deneyin. Ben normalde firefox delisi bir insanım. Varım yoğum, internet hayatımda ne kadar şifrem varsa ne kadar bookmarkım varsa hepsi de firefoxun içinde gizlidir. Ancak gel gelelim blogger şablon değiştirmeye kalkıştığımda sıklıkla karşılaştım bu hatayla. Dediğim gibi evvela firefox ile denedim olmadı. Sonra Google Chrome ile denedim olmadı. Sonra internet explorer ile denedim olmadı. En son Safari kaldı elimde. Dedim ne bilim belki olur (olacağından emindim bu sefer) ve gerçekten oldu. Sanırım bu şablon değişikliği tamamen çerezler ile ilgili ya da bloggerın internet tarayıcılarımıza bırakmış olduğu bir iz ile ilgili bir hata. Artık orasını ben bilemeyeceğim. İşte çözüm bu kadar. Kısacası, elinizdeki bütün internet tarayıcıları ile deneyin bunu. Olmadıysa gelin burada bana danışın beraber çözelim sorununuzu. Herkese kolaylıklar, hatasız belasız blogger şablonu değiştirmeler dilerim... :)

Hala aynı hatayı alanlar varsa, klasik şablona bir dönüş yapıp geri gelirlerse bir şansları olabilir. Bunu da şöyle bir yerde okumuştum.

Bundan sonraki blogger ipucum sitemize Google Özel Arama sonuçlarını entegre etme ile ilgili olacak. Herkes bloggerın sayfa açmaya izin vermediğini öne sürüyor bu özelliği kullanamama için ama sayfa açmaya gerek yok ki zaten... kısa zamanda geliyor! :)

Windows Ultimate oluyorsa Piknik neden olmasın?

Yanlış duymadınız, Windows Piknik Edition. Bugün bir arkadaşım gösterdi aşağıdaki fotoğrafı. Dedi ki bana windows piknik edition çıkmış. Yuh dedim o da ne? Evvela sandım ki, şu bizim windows xp ultimate türü çakma bir windows. Ama meğer işin esprisindeymiş bunu yapanlar. Bizim meşhur windows xp'nin masaüstündeki o güzelim yeşilliği piknik yeri olarak kullanıyorlar, ayrıca fotoğrafı iyi inceleyin tam klasik bir türk aile pikniği olduğunu müthiş bir mizah konusu olduğunu anlayacaksınız, "hacı murat*"tan bahsediyorum tabii ki, hem de tüplüsünden...


*efsani hacı muratın çeşit çeşit "fast and furious" halini görmek için tıklamanız tavsiye olunur... =))

Çoklu Video Konferansı Her Eve Lazım

Malumunuz uzaklardayız, gurbetlerdeyiz. Bu nedenle Türkiye ile iletişimimizi internet üzerinden sağlıyoruz. Bunun için kullandığımız en popüler programlardan birisi tabii ki msn. Ama gurbette olunca msn bazen hiç işe yaramıyor, neden mi? Skype kullananınız da vardır, o da yaramıyor ama msnden bir nebze olsun daha iyi ama sonuçta o da yetersiz. Gelelim nedenine;

Çoklu konferans
Bildiğiniz üzere skype ve msn görüntülü konuşmalarda sadece karşılıklı görüşmeleri destekliyorlar. Skype'ın bir fazla daha özelliği var ki o da görüntüsüz birden fazla konferans yapabilme. Gayet başarılı da bu konuda, ses aktarımı konusunda msnden daha iyi buldum kendilerini. Ancak şu konferansı görüntülü olarak destekliyor olsalardı tadından yenmezdi. Nitekim annem babam İstanbul'da, bir amcam Edirne'de, bir amcam Bursa'da, bir halam da Afyon'da olunca ayrıca bunların hepsi ya da en az iki tanesi aynı anda da online durumda bulunuyorsa herkes ister ki hepsiyle birlikte şöyle bir görüntülü konferas yapabilsin, birbirlerini aynı anda görebilsin. Ama olmuyordu eldeki popüler yazılımlarla dahi, elden ne gelir? (camfrog denen birşey var ama o konuya hiç girmiyorum.)

Google herşeye kadir... =)
Sonunda kafama dank etti google amcaya sorayım dedim bu olayın aslını astarını, böyle bir durum varmıdır yokmudur diye? İlk başlarda kabaca sordum sanırım o nedenle cevabı çok net alamadım çünkü msnden skypedan bahsedip durdu bana. Neyse sonrasında biraz yumuşattım sorumu ve şöyle bir sayfa buldum. Orada çoklu video konferans yapma programı olan "ooVoo" isimli bir programın tanıtımı yapılmış. Çok sevindim beğendim indirdim ben de blogumda tanıtayım dedim.

ooVoo ile yola devam...
Bu ooVoo dediğimiz program skype türü bir program. Aynı anda 6 kişiye kadar video konferansa izin veriyor ki çok sevdim ben bu özelliği. Artık ailemle, akrabalarımla aynı anda sohbet edebiliyorum çok şükür ki :) Programın birkaç özelliğinden de bahsetmek gerekirse,
  • msn, gmail, aol ve yahoo gibi popüler hizmetlerden arkadaş listenizi bu programa direk olarak aktarabiliyorsunuz.
  • Türkçe dil desteğinin bulunması çok güzel bence
  • video konuşmalarınızı eş zamanlı olarak bilgisayarınızda kayıt altına alabiliyorsunuz.
  • video konuşmalarınız sırasında video efektleri kullanabiliyorsunuz.
  • 6 kişiye kadar video konferans desteği
  • ve dosya paylaşımı
  • son olarak ve benim takdirimi kazanan bir özelliği de var, video çözünürlüğünüzü internet hızınıza göre kendiniz düşürebiliyorsunuz ya da yükseltebiliyorsunuz...
Daha bir çok özelliği de vardır aslında bunlar sadece bir kaçı. Artık skype ve msn çoklu konuşmaları destekleyene kadar ailemle bu program sayesinde görüşmelere devam etmeyi düşünüyorum. Buradan skype yetkililerine sesleniyorum:
- mağdur durumdayız efenim, eğitim şart!! :P
Msn yetkilileri sesimizi duymaz, şimdiye kadar duysalardı msn çok daha farklı olurdu zaten... =)

ooVoo programını indirmek için buraya, hakkındaki detaylı bilgilere de buradan ulaşabilirsiniz.

Amatörüz Sonuna Kadar

Fotoğraf çekmeye mi yoksa fotoğraf makinalarına mı merakım vardı her zaman benim, yoksa elektronik aletlere düşkünlük müydü demeliyim buna? Evet, sanırım elektronik aletlere yani teknolojiye merakımdan kaynaklanmıştı ilk fotoğraf makinemi satın almam.Takvimler Ocak 2005'i gösteriyordu ilk fotoğraf makinemi elime aldığımda. Makinem fotoğrafçılık için hiç de iyi bir model değildi ancak anlık fotoğraflar için zamanın en küçük fotoğraf makinelerinden olması itibari ile gerçekten mükemmel bir kolaylık sağlıyordu. Uzun uzun düşündükten sonra fotoğraf makinemin adını hatırlayabildim, Brica DigiArt 520. Boyutu 79.5 x 40 x 27.5 mm ve 90 gramlık bir ağırlığa sahipti.
"Yeter be" derlerdi! 
Fotoğraf makinemi çok sevmiştim. Heryerde zırt pırt fotoğraflar çekip duruyordum, sınıfta, evde, dershanede, sokakta, yemekte, ders sırasında vs. vs. Ta ki herkes "yeter be!" diyene kadar ve diğerlerinin bakışlarından "görmemişin kamerası olmuş..." dediklerini sezinleyene kadar. Etrafımdaki çoğu kişi bana böyle bakıyordu. Ben ise gerçekten anlam veremiyordum, fotoğraf çekmenin nesi kötü olabilirdi ki? Şu anda eski fotoğraflara bir bakayım dedim, iyi ki çekmişim dedim ve yine de keşke çook daha fazla çekseydim diyorum. Şimdi elimde bulunan fotoğrafları o zamanlar bana bu malum 'bakış'ı atanlara göstersem "iyi ki çekmişsin valla. Ay inanmıyorum şu halimize bak" diyeceklerine adım gibi eminim. O zamanlar lise son sınıftaydım hatırlatmak gerekirse ve o sene ÖSS'yi başarıyla geçerek dil bölümünden KTü ide bölümünü kazandım. Fotoğraf çekmeye olan merakım fotoğrafçılığa doğru kayması da zaten üniversitede başladı.

Tek Manyak Ben Değilmişim
Lisede "manyak" diye çok ithaf edilmiştim, tabii ki "foto manyağı" diye. Artık üniversiteliydim, ilk senemdi ve çömezdim. Ne kulüplerden haberim vardı ne de aktivitelerden. İlk senem öylece boşa geçti fotoğraf açısından (tiyatro üzerine baya birşeyler yapmıştım). İkinci senemde artık klüplerden haberdardım ve KTUFOT denen bir topluluğun ismini duymuştum. Fotoğraf eğitimi veriyorlarmış, gezilere gidiyorlar deliler gibi fotoğraflar çekiyorlarmış aynı ben nasıl manyak manyak habire fotoğraf çekiyorsam. Allah dedim bir an. Düşünsenize size kimsenin "deli midir nedir otu boku çekiyor" demediği bir topluluğun içerisinde olduğunuzu. Tam bana göre bir yerdi orası ve gerçekten güzel fotoğraflar da çekebilirdim onlar sayesinde. Ancak tek eksik bir şey vardı bende o zamanlar, manuel ayar özelliğine sahip bir fotoğraf makinesi. Eğitimlerin başladığı ilk hafta gidip 340 liraya Canon Powershot a530 aldım o zamanlar. Çok borca girmiştim ama değmişti.

Amatörüz Sonuna Kadar
Artık öyle böyle fotoğraf çekebilmeye başlamıştım. Fotoğraf makinesinden istediğimi alamıyordum artık. Yine bir maceraya girerek bu sefer Fujifilm s6500 aldım 550 liraya. Maceradan kastım borç batağı. Bizler bu işi amatör ruhuyla yaptığımız için, maddi bir kaygı yok. Dolayısıyla eğer fotoğrafı hobi olarak çekiyorsan zaten amatör fotoğrafçılıktır o. Ne kadar iyi olursan ol bu birşeyi değiştirmez. Hakkı Ceylan ne güzel demiş bir yazısında;
Öncelikle amatör fotoğrafçı kimdir diye soran olursa kısaca şu cevabı veririz; Fotoğrafı seven, boş vaktini fotoğraf çekerek değerlendiren. Mümkün mertebe gezilere, sergilere vb. etkinliklere gitmeye çalışan, fotoğraftan para kazanmak bir yana fotoğraf için para harcayan kişilere amatör fotoğrafçı denir. Fotoğrafı sanat olarak gören ve bu sanatı uygulama konusunda kendini geliştirmeye çalışan kişidir amatör fotoğrafçı. Amatör terimi sizi yanıltmasın, profesyonellik ile amatörlük arasında temelde tek bir fark vardır, profesyonelce yapılan işte maddi bir kaygı vardır, amatörce olanda ise yoktur.
Hakkı Ceylan, sitesinde bu konu üzerine çok güzel bir hikaye de yayınlamış, Amatör Fotoğrafçının Hikayesi. Bu yazıyı yazmama neden olan yazıdır kendisi. Çünkü içerisinde kendimi buldum, geleceğimi buldum. Çünkü anlatılanlar fotoğrafa ilgi duyan her insanın yaşamış olduğu, muhtemelen yaşayacağı; kaşılaştığı ve karşılacağı zorlukları bir bir ortaya sermiş. Sizlerin de okumasını istedim.

Bu okuyacağınız hikayenin içerisinde daha çook başlardayım ben. Dslr fotoğraf makinem bile yok nitekim. Ama bu yazıyı okumak beni gerçekten geçmişime geri götürdü bir nebze olsun nostalji yaşattı bana. Umarım sizler de kendinizden birşeyler bulacak ve okurken çok eğleneceksiniz.

Blogger 404 Hatası ve Çözümü

Bugün çok ilginç bir şey oldu ve kendi blog sayfama ulaşmaya çalışırken birden 404 hatası ile karşılaştım. Tabii görünce hemen korkmadım. Çünkü yanlış birşey yapmadığımı biliyordum. Ancak tek bir ayar ile oynamıştım.

Sorunla Nasıl Karşılaştım
Evvela bu hatayı hangi ayarı değiştirdikten sonra aldığımı söyleyeyim. Bildiğiniz üzere blogumun adresi, http://blog.veyselkelesh.com. Blogger yayın ayarlarında bildiğiniz gibi bu isim için ayrıca bir seçenek daha var. O da bu "http://www.blog.veyselkelesh.com" linkini benim bloguma yönlendir seçeneği. Ben bunu işaretledim ve hemen ardından 404 hatası aldım. Zaten mantıksız bir şeydi yaptığım ama yaptım ve böyle bir hata aldım.

Nasıl Çözdüm
Evvela hemen google amcaya koştum. "blogger 404 hatası" diye arama yaptım. İlk gelen seçeneğe tıkladım ve yazılanları bir güzel okudum. Ancak orada anlatılanlar biraz fazla karmaşık geldi. Aslında hiç de karmaşık değil ama uğraşması zor geldi diyeyim. İyi ki de zor gelmiş çünkü çok daha kolay bir çözüm yolu var.

Blogger yönetim panelimize giriyoruz ve "ayarlar"dan "yayıncılık" sekmesine tıklıyoruz. Buradan eski blog ismimize (http://siteisminiz.blogspot.com) dönüş yapıyoruz. Yani özel etki alanı ismimizi buradan kaldırıyoruz. Sonrasında kendi site ismimizi sanki ilk defa giriyormuş gibi tekrar "etki alanı" kısmına giriyoruz ve kaydet diyoruz. Yani domain isminin cname ayarları ile tekrar tekrar oynamamıza hiiiç gerek yok! ;)

Siteniz artık özgür...

Blogger'da hem Kategorilerinizi Oluşturun hem de Özgürce Etiketleyin

Evet arkadaşlar, blogger'ın en sevmediğimiz eksikliklerinden birisi bizlere kategori seçeneği sunmaması. Ancak çok basit bir hintle bu işi çözmek çok kolay. Hatta bu yöntemle yazılarınıza dilediğiniz kadar etiket verme özgürlüğünüzden feraget etmek zorunda değilsiniz!!

Nasıl mı olacak?
Evvela yazılarımızı bir güzel yazdık değil mi. İstediğimiz kadar etiketi de ekledik yazılarımıza. Sonrasında aynı kategoriye sahip bütün yazılarımıza ortak birer tane daha etiket ekliyoruz. Umarım burayı anlamışsınızdır. İsterseniz pratik olarak anlatalım. Benim blogumda, beş yazı var. Bunlardan iki tanesi günlük içerikli, üç tanesi erasmusla ilgili diyelim. Bu yazılarımızla alakalı olan bütün etiketleri girdikten sonra, aynı kategoriye ait olduğuna inandığımız yazılarımıza ortak birer tane daha etiket giriyoruz. Mesela yazılarımdan iki tanesini ben "Günlük" kategorisi altında istiyorum ve bu iki yazıya vermiş olduğum diğer etiketlerden sonra bir de "günlük" etiketini ekliyorum. Buraya kadar herşey anlaşılmıştır umarım.

Bağlantı Listesinden Yararlanıyoruz
Yanda görmüş olduğunuz gibi istediğimiz bütün etiketleri yazımıza verdikten sonra, etiketlerin içinden kategori olmasını istediğimiz etiketin bağlantı adresini kopyalıyoruz. Buraya tıklayarak bağlantı listesi gadgetini blogumuza ekleyelim. Kopyalamış olduğumuz etiketin bağlantı adresini "yeni site urlsi" kısmına girelim ve isterseniz kategorinizin ismini "yeni site adı" kısmından değiştirebilirsiniz.

Tabii ki "bağlantı listesi" gadgetinin ismini de değiştirmeyi unutmayın. Çok uzun zamanınızı alacak birşey değil bunu yapmak. Gayet basit. Bundan sonra yazılarınıza istediğiniz herhangi bir etiketi girmekte özgürsünüz. Ancak, yazınızın hangi kategoriye ait olacağı aklınızda bulunsun ve kategori ismini de etiket olarak eklemeyi unutmayın. Artık hiç zahmetsiz istediğiniz yazınızı istediğiniz kategoride gösterebilir aynı zamanda da özgürce etiket ekleyebilirsiniz.

Anlamadığınız her konuda danışabilirsiniz. Tam anlatamamış olabilirim o nedenle sorularınızla yazımı geliştirebilirim. Bu blogger ipucu olarak ilk paylaşımım. İnşallah ileride aklıma yeni hınzırlıklar geldikçe sizlerle paylaşacağım. Kolaylıklar gelsin :)

Dönüm Noktası

Büyük bir dönemeç var önümde, gibi hissediyorum. Emin değilim ama var öyle birşey. O konuya girmeden önce, şu lanet olası öğrencilikten ne kadar bıktığımı da neden bıktığımı da anlatacağım.

Bağlılık

Öğrenciyseniz, bir yere başınız bağlı demektir. Diyebilirsiniz her şey senin elinde bırak git diye. Ancak sonunda yine büyük bir değişikliğe gitmiş oluyorsunuz. Maddi açıdan zaten öğrencilerin çoğu aileye bağlıdır. Almanız gereken kararlarda mutlaka aile düşünülmelidir. (düşünmememiz gerektiğini söylemiyorum.) Durum böyle olunca geleceğimiz konusunda tıkanıp kalıyoruz.

Kararlarımızı sağlam alamayız. Tanıdığımız, sevdiğimiz herkesi gelecek planlarımız içerisinde barındırmaya çalışırız. Ama herşeyin planlandığı gibi gitmediği herkes tarafından bilinen bir gerçek olduğu göz önüne alındığında, bu tür bir gelecek planının suya düşme oranını söylemekte zorlanacağımı sanmıyorum. Mutlu olamayız demek istemiyorum, sadece hayallerimiz farklı şekillerde karşımıza çıkıverir diyorum.

Bıkkınlık
Öğrencilikten gerçekten bıktım. Bir an önce bitirip bu öğrencilik hayatımı "-di"li geçmiş zamanlarla dillendirmeyi özlüyorum. Biliyorum öğrencilik zamanımı çok özleyeceğim ama, gönül bu. Kapılınca iki ortada sıkışıveriyor sonra da "big bang" oluşuveriyor insanın içerisinde; yeni bir başlangıç. İşte şu anda bu durumda olmaktan çok korkuyorum. İşte bu yüzden şu anda, öğrencilik hayatımı "ahh ahh" diye hatırlayanlardan olmak istiyorum. Biliyorum ki şu anki durumdan çok daha iyidir "ahh"lamak. Karar vermek gerçekten ölümle bile sonuçlabileceğine inanan insanlardanım.

Durum böyle olunca, ne taraf uçurum ne taraf kurtuluş bilemiyorsanız ne yapsanız yeridir.

Carpe Diem
Deniyorum, ama bir yere kadar. Sadece anlık mutluluk veriyor insana bu meret. Gerisi yok. Ne güzel değil mi?
- Haha, okulum çok iyi gidiyor, şu anda sağlığım yerinde neden mutlu olmayayım ki
- ohh odamdayım yine, param var karnım tok. Var mı benim gibisi
Üfffff.... bu mudur? Asla!

Oluruna Bırakmak?
Geleyim sıkıştığım konuya. Az çok anlatmaya çalıştım derdimi. Bazı kararları almakta işin içinde kendimiz olmasına rağmen almakta zorlanıyoruz. Bu gibi durumların kötü sonuçlar doğurmaması için yapılması gereken en iyi şey "oluruna bırakmak" mıdır acaba? Gelişmelere göre esnek olmak mıdır en iyisi? Böyle konuşunca içimde yeşillikler açıyor nedense. Doğrusu bu gibi geliyor ama tabi yardım lazım bana. Sizin izlediğiniz yol nasıl bir yol acaba? ya da ben ne yapmalıyım?

Size şunu söyliyeyim, şu anda eğer hiçbir karar almassam monoton bir hayata sahip olacağım garanti, ya da şöyle söyliyelim belli gibi. Yanında mutlaka mutluluklar olacaktır. Şu anda sıkıştığım nokta, sanırım mutluluğun peşinde koşmakla, bilmediğim beni ileride bekleyen hayat arası.

Son noktayı da koyayım, Sevdiğiniz kişi için taviz vermek ne kadar doğru?
Yoksa vazgeçip, normal hayata dönmek midir doğrusu?


Ayrıca ilginizi çekebilecek diğer yazılar: 
Harçsız Öğrenci Pasaportu Nasıl Alınır
Schengen Vizesi için İşveren Mektubu ve İzin Onayı
İnterrail Nasıl Yapılır ve Nasıl Planlanır
Ücretsiz Fon Müzikleri ve Ses Efektleri İndir
Asteğmen Nasıl Olunur ve Ne Yapmam Gerekir
Askerlik Tecili için Gerekli Belgeler
Sınavsız İkinci Üniversite Kaydı Nasıl Yapılır
İngilizce Öğretiminde Teknoloji ve İnteraktif Oyunlar

Diğer faydalı olabilecek Erasmus yazılarım:
İsveç'e Gitmeden Önce (1)
İsveç'te Bilinmesi Gerekenler (2)
İsveç'te Yemek Vakti (3)
İsveç Online Alışveriş Siteleri ve Faydalı Linkler
İsveç'te Erasmus İlk Anılar
İsveç ve Erasmus: Hatıralar Dolusu Koca Bir Yıl
Erasmusa Son Noktayı Koyduk
Erasmus'tan Sonra Hayatta Kalmanın Yolları
İnterrail Gezisi Nasıl Planlanır
* Erasmus Ülke Tercihi Nasıl Yapılır