İsveç ve Erasmus Facebook Grubu

İsveç'te erasmusa gidecek olan arkadaşlarımızın birçok sorularının olduğunu tahmin edebiliyorum. Çünkü ben de aynı şeyleri yaşadım, aynı duygulara kapıldım ve hatta bir çoğunuz gibi bu belgelerle uğraşılır mı gitmesem mi bile dedim. Bütün bu uğraşlarla ilgilendikten sonra hatta ilgileniyorken bu blogu oluşturdum. Yaşadığım sıkıntıları, mutlulukları, maceraları bu sürelerde yazıya döktüm. Yardımı dokunduysa ne mutlu bana.

Şimdi ise iletişimde sıkıntı yaşamamak için ve İsveç'e giden yada gidecek olan birçok arkadaşımızın birbirleriyle de bilgi alışverişinde sıkıntı çekmeyeceği bir facebook grubu oluşturdum. Bu gruba bloguma ulaşan arkadaşların üye olmalarını rica ediyorum. Ne kadar çok üye, o kadar çok bilgi paylaşımı demektir. Ortak amacımız en hızlı şekilde yardıma ihtiyacı olan arkadaşlarımıza çözüm üretebilmek. Bu grup sayesinde de İsveç'e giden arkadaşların birbirleriyle iletişime geçebilecekleri bir ortam oluşmuş olacak. Gruba üye olmak ve üye eklemek için buradan buyrun: 

Ayrıca ilginizi çekebilecek diğer yazılar: 
Harçsız Öğrenci Pasaportu Nasıl Alınır
Schengen Vizesi için İşveren Mektubu ve İzin Onayı
İnterrail Nasıl Yapılır ve Nasıl Planlanır
Ücretsiz Fon Müzikleri ve Ses Efektleri İndir
Asteğmen Nasıl Olunur ve Ne Yapmam Gerekir
Askerlik Tecili için Gerekli Belgeler
Sınavsız İkinci Üniversite Kaydı Nasıl Yapılır
İngilizce Öğretiminde Teknoloji ve İnteraktif Oyunlar

Diğer faydalı olabilecek Erasmus yazılarım:
İsveç'e Gitmeden Önce (1)
İsveç'te Bilinmesi Gerekenler (2)
İsveç'te Yemek Vakti (3)
İsveç Online Alışveriş Siteleri ve Faydalı Linkler
İsveç'te Erasmus İlk Anılar
İsveç ve Erasmus: Hatıralar Dolusu Koca Bir Yıl
Erasmusa Son Noktayı Koyduk
Erasmus'tan Sonra Hayatta Kalmanın Yolları
İnterrail Gezisi Nasıl Planlanır
* Erasmus Ülke Tercihi Nasıl Yapılır

Çarşıda Gördüm Sevmedim, Eve Getirdim Pek Sevdim

Biri başka bir dine ait anlatılagelen, diğeri de İslami kaynaklarda geçtiği şekilde anlatılan benzer iki hikaye sunacağım sizlere. Öncesinde biraz beyin fırtınası yapalım. Şekil olsun diye yapılan birçok şey var, ve yapana da birçok dünyevi mükafat. Manevi mükafatını bilemem. Tabi 'insan'lığın gerektirdiği 'iyi ol'mayı ve 'hak yeme'meyi de yerine getirmişlerdi bunlar bütün mükafatlar onların unutmuşum. Günümüzün diğer baş belası üç kağıtçılık, adam kayırma, yolsuzluk gibi bırak bir müslüman yada din sahibi birisini, 'insan' olana yakışmayacak şeylerin 'dine hizmet' safsatası altında 'kendine ve kendi gibilerine hizmet' anlayışı ile Allah'ın kesinlikle haram kıldığı 'hak yeme'nin meşrulaştırıldığı 'insanlık dışı' birçok şeyden bahsetmeyeceğim. Sonra ben de onlar gibi olurum, amaçlarına ulaşmış olurlar. Hem anlatmak bir yere kadar. Düşünmek yeter:
Bir adayı ziyaret etmekte olan bir ispanyol misyoneri, üç aztek rahibiyle karşılaşır.
"nasıl dua edersiniz?" diye sorar onlara.
- "tek bir dua biçimi biliriz biz," diye cevaplar azteklerden biri, "şöyle deriz: 'tanrım, sen üçsün, biz üçüz. merhametini esirgeme bizden.'
- "güzel bir dua," der misyoner. "ama tanrı'nın sizden tam olarak beklediği dua değil bu. ben size çok daha iyi bir dua öğreteyim."
din adamı onlara bir katolik duası öğretir ve isa'nın öğretisini yaymak üzere yoluna devam eder. yıllar sonra, onu ispanya'ya geri götüren gemi aynı adaya bir daha uğrar. üst güverteden bakarken, o üç rahibi kıyıda yine görür ve el sallar.
bunun üzerine, üç adam suyun üzerinde yürüyerek ona doğru ilerlemeye başlar.
"peder! peder!" diye bağırır içlerinden biri, gemiye yaklaştıklarında. "tanrı'yı hoşnut kılan o duayı bize yeniden öğret, biz onu bir türlü anımsayamadık."
- "hiç önemi yok," der, mucizeyi gören misyoner. ve tanrı'dan, o'nun her dili bildiğini daha önce akıl edemediği için af diler.
Mesnevi'den:
Hz. Mûsa bir gün giderken bir çobana rastladı. Çoban hafif yüksek sesle şu şekilde kendi kendine konuşuyordu:
-Ey kerem sâhibi olan Tanrım, neredesin ki sana kul kurban olayım. Çarığını dikeyim, saçını tarayayım. Elbiseni yıkayayım, bitlerini kırayım. Yüce Rabbim sana taze süt ikram edeyim. Bütün keçilerim sana kurban olsun, deyip duruyordu.
Hz. Mûsa sordu:
-Kiminle konuşuyorsun? dedi.
Çoban: “Yeri göğü yaratan Allah’ımla konuşuyorum” dedi.
Mûsa çobanı azarladı:
Yaptıkların yanlıştır! Allah haşa insan mıdır k!. O’na bu şekilde hitap etmek doğru değildir! dedi.
Çobanın dünyası yıkılmıştı. Ne yapacağını bilemeden başını alıp gitti, çöllere doğru koşmaya başladı.
Biraz sonra Hz. Mûsa’ya Cenab-ı Hak’tan şöyle bir hitap geldi:
-Ey Mûsa senin görevin insanları benden uzaklaştırmak mı yoksa bana yaklaştırmak mı? Neden o saf kulumuzu bizden ayırdın? Biz söze, dile bakmayız; gönüle ve hâle bakarız!” diyordu.
Hz. Mûsa çölün yolunu tutarak çobanı buldu ve müjdeyi verdi. Dilediği gibi Rabbine seslenebileceğini bildirdi. (Bk. Mesnevî, C. II, beyit: 1720 vd. )
Bazı İslami kaynaklarda da çobanın Hz. Musa su üzerinde uzaklaşmaya başladıktan sonra arkasından koşarak yetiştiği ve ibadet şeklini unuttuğu şeklinde. Ama yukarıdaki iki hikayenin arasındaki benzerlik gözden kaçmıyor zaten.

Son olarak şunu açıkça belirtmem gerekiyor ki, şu anda yapılan ibadet şekillerine ve inancımın gerektirdiği hiçbir şeye cephe alınarak yazılmış bir yazı değil bu. Yazılanları ve söylenenleri aynı Şevval Sam meselesinde olduğu gibi kulakları ile dinlemeyen beyinleri ile irdelemeyen bazılarının olduğu bir ortamda yanlış anlaşılmaktan korkarım.

Rahatsız mısın? Boş Durmak Sana Göre değil mi?

Evet yanlış duymadınız. Üniversite okuyorsunuz, okula gidiyorsunuz, evinize yurdunuza geri geliyorsunuz ve hergün aynı şeyler; vizeler, finaller, makaleler, batak, diablo, fifa, pes, parti vs. derken bakmışsınız içiniz gıdıklanıyor. Birşeyler yapma isteği peşinizi bırakmıyor. Ya da Erasmus ile yurtdışındasınız, bakıyorsunuz ki "partiden öte sosyal aktivite yok" demeden önce beni dinle:

Öncelikle, Düşün Taşın Derneği "ülkemizin kanayan yarası olan kitap okumamazlığın yaratmış olduğu etki ile bir araya toplanmış artık amacı sadece kitap okumaya teşvik değil insanlığı ve Türk insanını daha ileriye taşıyacak projelere imza atma kararlılığı ile çalışan bir ekip haline gelmiş hızla büyüyen bir camia" olarak tanımlanabilir. Bu güzel oluşumun sizi ilgilendiren tarafı, genç ve dinamik yapısını güçlendirmek ve "Düşün Taşın Kampüste" projesi ile daha geniş bir çevreye hitap etmek amacıyla Düşün Taşın Derneği üniversite temsilcilerini arıyor.
Sözü dernek sözcülerine bırakalım:

İçimizden Gelen Sese Kulak Vermek yada Vermemek


"Bu senin hayatın. Neyi seviyorsan onu yap ve sık sık yap. Eğer birşeyi beğenmiyorsan, değiştir. İşini sevmiyorsan bırak git. Yeteri kadar vakit bulamıyorsan, televizyon izlemeyi bırak. Eğer hayatının aşkını arıyorsan, aramayı bırak. Sevdiğin şeyleri yapmaya başladığında 'O' seni bekliyor olacak. Çok irdeleme. Hayat basittir. Bütün duyular güzeldir. Yemek yediğinde her lokma için şükret. Zihnini, kollarını ve kalbini yeni şeylere ve yeni insanlara aç. Farklılıklarımızla biriz. Göreceğin bir sonraki insana tutkularını sor ve sana ilham veren hayalini diğerleriyle paylaş. Sık sık seyehat et. Kaybolmak, kendini bulmana yardımcı olacaktır. Bazı fırsatlar sadece bir kez karşına çıkar, onları değerlendir. Hayat dediğin, karşılaştığın insanlar ve onlarla paylaştığın, yaptığın şeylerden ibarettir. O halde, çık dışarı ve paylaşmaya başla. Hayalini yaşa ve tutkularını paylaş. Hayat sandığından da kısa."

Her zaman bir iç sesimiz vardır bize yön veren. Bazen deliler gibi çılgınlıklar fısıldar bazen tembel bir öğrenci mızmızlığında kenarda oturmamızı, hayatın akışına kendimizi bırakmamızı söyler. Aşağıdaki 'BEAT' kısa animasyon filmi de bu tekdüze hayatın sistematiği üzerine kurgulanmış, ana karakterin ise iç sesi ile renklendirilmiş bir çalışma.

Değişimin tek kurtuluş olduğuna inananlardan mısınız? Peki ya değişimden sonrasını da aynı rutine bağlamaktan korkmaz mısınız? Ya da değişim kendi kendini rutine bağlarsa... Son kurtuluş da yine bir değişim ile başa dönmek midir yoksa değişime devam mı etmektir? Tüm mesele iç sese kulak verip vermemek olsa gerek.

Rus Kozmonotun Hikayesini Bilir misiniz?



“Rus kozmonotun hikâyesini biliyor musun? Kozmonot. Uzaya giden ilk insan. Ruslar, Amerikalıları yenmişler. Büyük bir uzay gemisiyle yukarı çıkmış ama çok küçük bir alanında yaşıyormuş. Kozmonot içerideyken böyle bir portal penceresi varmış. Dışarı bakıyormuş ve Dünya’nın kavislerini görüyormuş. Hem de ilk defa. Gezegene dışarıdan bakan ilk insan oymuş. İşte o anda kendini kaybetmiş. Birden bire gösterge panelinden tuhaf bir tikleme sesi çıkmaya başlamış. Kontrol panelini söküp atmış. Aletlerini çıkarmış. Sesin kaynağını bulup durdurmaya çalışmış. Ama bulamamış. Durduramamış. Ses çıkmaya devam etmiş. Bir kaç saat bu şekilde devam edince işkence edilmiş gibi oluyor. Birkaç gün bu sesle geçmiş. O da biliyormuş bu küçük sesle kafayı yiyecekmiş. Aklını yitirecekmiş. Ne yapabilirsin ki? Yukarıda, uzayda, bir başına, bir uzay odasında. Kalan 25 gününü bu sesle geçirmek zorundaymış. Kozmonot da aklını korumanın tek yolunun bu sese aşık olmak olduğuna karar vermiş. Gözlerini kapamış. Hayallerine dalmış. Sonra da gözlerini açmış. Artık tikleme sesini duymuyormuş. Müzik duyuyormuş. Kalan zamanını uzayda tam bir saadet ve huzur içinde yüzerek geçirmiş.”

Bugün izlemiş olduğum Another Earth (2011) isimli filmden bir sahne. Filmin dahası..