BLOG'DA EN YENİ?
...

Apathetic : Veysel Keleş

çok eskilerden bu çook**
Sene 2001 Liseye başladık birlikte. Şimdi sene 2011 tam 10 yıl geçti yani. Hızlı çok hızlı oldu herşey! Ölüm anı gelse bir iki saniye olarak gececek gözlerimin önünden bu on yıl sanırım. Şimdi Diyarbakır İbn-i Sina Teknik ve Endüstri Lisesinde İngilizce öğretmeniyim. Meslekteki 3. Eğitim-Öğretim yılıma başladım. Bu sene senin meslekteki ilk yılın. Aramıza hoşgeldin dostum. Sana küçük bir yazı yazmak istedim. Bakalım kaçta kaçı sen kaçta kaçı benim bildiğim sen :)
Dile Kolay 10 yıl gecti seni tanıyalı. Güzel, gülen; kötü, ağlayan günlerimiz oldu. Geldi ve geçti zaman. Şarkılar haklıysa eğer biz büyüdük ve kirlendi dünya; biz de beraberinde belki. İnsanlar girdi hayatlarımıza insanlar gitti hayatlarımızdan. İyi ki kalanlardan oldun sen! Bambaşka yollara girdik ama hep bildik nerdeyiz, kiminleyiz. O zamanlarki kendime bakıyorum da; çelimsiz kara kuru konuşkan bir kız! Sıra arkadaşındım senin. Sen ise uykucu, hayalperest Veysel! Sıra arkadasımdın benim. Çok okurdun sen, çok hayallerin vardı; ama bir ayağın gökteyken diğeri hep sapasağlam basıyordu yere. Güçlü ama hassas arkadaşım benim. Hayat sana saflıgı, temizliği, zekayı, sadakati, hoşsohbeti verirken almış çok önemli bir şeyi! Duygular! Aslında varlar biliyorum biryerlerinde ama nerede nasıl saklıyorsun onları God knows! Seni tanımlayacak bir söz bulmak zor; ketum ıı degil, duygusuz hımm hiç degil sanırım apathetic sıfatı güzel tanımlıyor seni.
Zaman geçiyor, etrafımız kalabalıklaştıkça daha da yalnızlaşıyoruz sanki. Yalnızlaşmamak, uzaklaşmamak, soyutlanmamak için dostlara, sevgililere, arkadaşlara ihtiyacımız var! Bunlara sahip olmak için de duyguya :)) Ya da sahip oldugumuz duyguları çabaya dönüştürüp göstermeye. Boşvermemeye kısacası kimseyi! Sanırım en çok kullandıgın kelimeyi "Boşver" i boşvermen gerek artık dostum.

Yalnızlık getiriyor boşvermek.

Seni Özlüyorum dostum!

*apathetic: duygusuz, soğuk, cansız
** evet evet öyle (edit: ben)

Düşün Taşın Derneği: İftar Bahane Sohbet Şahane; Daha ne

Düşün Taşın Derneği, ülkemizin kanayan yarası olan kitap okumamazlığın yaratmış olduğu etki ile bir araya toplanmış artık amacı sadece kitap okumaya teşvik değil insanlığı ve Türk insanını daha ileriye taşıyacak projelere imza atma kararlılığı ile çalışan bir ekip haline gelmiş hızla büyüyen bir camia. Yaklaşık iki ay önce Ünişbuluşmaları sayesinde tamamen tesadüf eseri tanışmış olduğum bu içi içine sığmayan ekip bir o kadar da aktif, aktif olduğu kadar da samimi ve insana pozitif enerji veren bir bünyeye sahip. Bir sonraki etkinliklerini mutlaka takip edin, gelin, tanışın, kaynaşın, sohbet edin bakın ne demek istediğimi anlamış olacaksınız.

14 Ağustos Pazar günü yine tanışma tarzı bir etkinlik düzenlediler. Ramazan olması nedeniyle en uygunu da iftar organizasyonu olmasıydı. Bu buluşmada derneğin önümüzdeki yıl neler planladığı ve ne gibi etkinliklerin biz Türk gençlerini beklediğini öğrenmiş olduk. Ayrıca şu sıralar dernek gönüllüleri müthiş bir azim ve çalışkanlılıkla birçok ilimizdeki okullar için kitap topluyor ve kutular dolusu binlerce kitapla minik kitap sevdalılarını sevindiriyorlar. Sizler bu projeye bir katkınız olsun istiyorsanız, elinizde hediye etmek istediğiniz kitaplar var ise düşün taşın derneği sitesi üzerinden proje hakkında detaylı bilgi alarak katkı sağlayabilirsiniz: http://www.dusuntasin.net/kitap-kumbarasi-3/
Yaklaşmakta olan yeni dönem içerisinde düzenlenecek olan etkinlikler ve uygulamaya konulacak olan yeni projeler hakkında da detaylı ve güncel bilgiye ulaşmak için derneğin facebook sayfasını takip edebilirsiniz: https://www.facebook.com/dusuntasin
Şüphesiz ki, Düşün Taşın Derneği ekip üyeleri sizlerden gelecek olan yardım ve destek için her zaman müteşekkir olacaktır, ama asıl akıllarda bulunması gereken ise dernek vasıtası ile yardımların ulaştığı minik kardeşlerimiz her şeyden öte sizlere sonsuza kadar minnettar kalacaktır.

Erasmus Ülke Seçimi Nasıl Yapılmalı?

Geçen sene bu yazımı erasmusrehberi.com üzerinde paylaşmıştım. Ancak daha fazla çevreye yayılması ve kendi yazılarımın bir arada bulunması için burada da paylaşma ihtiyacı hissettim. Nitekim sorularınız olursa daha hızlı cevap verebilirim:


Bana gelen sorular dahilinde çıkardığım sonuç gerçekten gitmek isteyenlerin akıllarına takılan İngilizce sınavlarını geçip geçemeyecekleri değil, kendileri için en iyi olan ülkeyi seçmedeki çelişkileri. Nitekim bu gitmekte çok kararlı olan ve bu çelişkiye sahip olan arkadaşlarımızın yabancı dillerinin yeterli olup olmaması gibi bir takım sorunları yok.
Geçenlerde KTÜ Atatürk Kültür Merkezinde bir arkadaşımla yaptığımız İsveç’te Erasmus konulu sunumumuzda da anlattım, erasmus için gitmek istediğiniz bir ülkeyi seçerken önceliklerimizi belirlememiz gerektiğini. Kendimi bir örnek olarak ortaya koyacağım ve sizlere o şekilde yol göstermeye çalışacağım.
Benim seçmiş olduğum ülke İsveç oldu. Neden seçtim bu ülkeyi? Elimde üç seçenek vardı. Bunlar Almanya, İtalya ve İsveç’ti. Bu listeyi bir kenara koydum ve sonrasında başladım benim önceliklerimi listelemeye. İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisi olarak İngilizce pratiğimin olmadığını düşündüm ve en çok İngilizce’nin konuşulduğu bir ülke tercih etmek istedim. Hemen koyuldum araştırmaya. İlk olarak Almanya’ya baktım. Orada zaten milyonlarca Türk olduğunu varsayarak ve çoğu kişiden duyduğum üzere İngilizce’ye pek sıcak bakmayıp konuşmadıklarını öğrendim ve eledim hemen. Bir diğer ülke olan İtalya ise gerçekten ilgimi çekmişti coğrafi konum olarak. Ancak dediğim gibi önceliği yabancı dile verdiğim için bu ülkeyi de es geçtim. İsveç’e baktığımda ise yüzde 80 gibi yüksek bir oranda İngilizce’nin konuşulduğunu gördüm ve hemen ilgimi çekti.


İsveç diğer ülkelere göre bir sıfır önde olmuş oldu ve maçı fazla uzatmadan ben İsveç dedim. Benim başka arkadaşlarım da Almanya’yı seçti sırf dil nedeniyle. Onların da önceliği ikinci dil olarak Almanca’larını geliştirmek istemeleriydi.
Diğer bir önemli nokta ise eğitim dili. Avrupa’da bazı üniversitelerde eğitim dili İngilizce’den farklı olabiliyor. Ancak pek korkunuz olmasın bunların sayısı pek de fazla değil ama seçiminizi yapmadan önce gideceğiniz ülkenin eğitim dilini araştırmanızda fayda var.
Şimdi gelelim sizler için neleri öncelik sırasına koyabiliriz. Bunlar arasında tabii ki coğrafi konum çok önemli. Nitekim birçoğunuz Avrupa’yı gezmek istiyorsunuz ve bunun için gideceğiniz ülkenin Avrupa’nın bütün ülkelerine en yakın yer olması önemli. Eğer benim gibi İsveç’i seçerseniz gezmek için biraz daha fazla harcama yapmanız gerekiyor. Bir diğer etken de kültür ve sosyal yaşam. İsveç bilindiği üzere en saf bir avrupalı için bile bambaşka bir kültür sunuyor. Az da olsa bu da benim İsveç’i seçmemdeki bir diğer nedendi.
Son olarak yaşam şartları var. Yani gidilecek ülkenin ekonomik durumu. İsveç tabii ki pahalı bir ülkeydi ve ben yine de gözümü kapatarak gittim, korktuğum başıma gelmedi ve aldığım burs bana fazlasıyla yeterli oldu. Fakat, Avrupa gezim sırasında Danimarka’da bir Türk arkadaşımla karşılaştım ve onun durumunu sordum. Pek de iç açıcı cevaplar alamadım. Danimarka’nın İsveç’ten çok daha pahalı olduğunu ve bu nedenle verilen bursun yeterli olmadığını söylemişti (İsveç ile Danimarka’ya giden arkadaşlara aynı miktarda hibe veriliyor). Bu hibe (burs) konusunda anti parantez açmak istiyorum ayrıca. Çoğu kişi bu verilen bursların oradaki eğitim süresince yeterli olmadığı konusunda okullarına baskı yapıyorlarmış. Şunu unutmayın ki okulunuzca verilen hibe sadece sizi desteklemek içindir, orada her harcamanızı karşılamak için değil. Bu cümleler tam olarak bana ait değil, okuduğum üniversitedeki erasmus sorumlusunun sözleri. Ayrıca bu konu ile az çok ilgili olarak erasmusa giden öğrencilerin ne gibi hakları olduğuna dair bir yazımı yakın bir zamanda okuyabileceksiniz.
Bazı arkadaşlarımızın karar vermesini etkileyen diğer bir neden ise hava şartları. İskandinav ülkelerinin soğuk havasından korkarak bazı önceliklerinizi bence arkaya itmeyin. Hava şartları o kadar da korkulacak derecede fark göstermiyor.
Gelelim artık bir liste yapmaya. Vereceğim listeye göre kendinize en uygun olan ülkeyi seçerken önem sırasını belirleyin ve sonrasında ülkeleri bu sıraya göre yerleştirin:
  • Gidilecek ülkede konuşulan dil
  • Eğitim dili
  • Ülkenin coğrafi konumu (gezmek isteyenler için önemli)
  • Kültür ve sosyal yaşam
  • Yaşam şartları (pahalılık)
  • Hava şartları
Ayrıca ilginizi çekebilecek diğer yazılar: 
Harçsız Öğrenci Pasaportu Nasıl Alınır
Schengen Vizesi için İşveren Mektubu ve İzin Onayı
İnterrail Nasıl Yapılır ve Nasıl Planlanır
Ücretsiz Fon Müzikleri ve Ses Efektleri İndir
Asteğmen Nasıl Olunur ve Ne Yapmam Gerekir
Askerlik Tecili için Gerekli Belgeler
Sınavsız İkinci Üniversite Kaydı Nasıl Yapılır
İngilizce Öğretiminde Teknoloji ve İnteraktif Oyunlar

Diğer faydalı olabilecek Erasmus yazılarım:
İsveç'e Gitmeden Önce (1)
İsveç'te Bilinmesi Gerekenler (2)
İsveç'te Yemek Vakti (3)
İsveç Online Alışveriş Siteleri ve Faydalı Linkler
İsveç'te Erasmus İlk Anılar
İsveç ve Erasmus: Hatıralar Dolusu Koca Bir Yıl
Erasmusa Son Noktayı Koyduk
Erasmus'tan Sonra Hayatta Kalmanın Yolları
İnterrail Gezisi Nasıl Planlanır
* Erasmus Ülke Tercihi Nasıl Yapılır

Yazının alındığı yer: http://www.erasmusrehberi.com/erasmus-ulke-tercihi/#ixzz1U6KPYuiT

İsveç Online Alışveriş Siteleri ve Faydalı Linkler

Bu yazıyı bazı sebeplerden dolayı ayrıca yayınlamayı uygun buldum. İsveç'te alışveriş üzerine birşeyler karaladığım yazı içerisinde bu konular yine mevcut. Ancak sadece online alışveriş hakkında bilgi isteyen arkadaşlar için daha detaylı bir şekilde ayrı bir yazı olarak internet üzerinden alışveriş sitelerini yayınlayayım dedim.
websiteleri
İnternet üzerinden alışveriş yapma heveslisi bir insan olabilirsiniz. O nedenle sizler için çok faydalı bir site var. Türkiye'deki gibi internet üzerinde bir malın hangi sitede en ucuza satıldığını bulabileceğiniz şöyle bir site var:
http://www.prisjakt.nu 
Örneğin elektronik bir parça satın almadan önce fiyatını bu site üzerinden kontrol edebilirsiniz.

Şimdi de sırasıyla bildiğim diğer alışveriş sitelerini listeleyeceğim:
http://www.siba.se => bizim Gold gibi bir elektronik marketin online alışveriş sitesi. fiyatları da çok iyi.
http://www.onoff.com => bu da aynı siba gibi yaygın olan bir elektronik mağazasının internet alışveriş sitesi, nitekim bu onoff eğer Falun'da öğrencilik yapıyorsanız hemen yurdun karşısında. Fiyatlar konusunda iyi ancak bende bir teknosa izlenimi bırakmadı değil.
http://fotovideo.se => isminden de anlaşılacağı üzere fotoğraf makineleri ve ürünleri bulabileceğiniz güzel bir alışveriş sitesi
http://www.cyberphoto.com => Fotoğraf makineleri ve kameralar bulabileceğiniz bir site



İSVEÇ İKİNCİ EL ALIŞVERİŞ SİTELERİ
http://tradera.se => ikinci el alışveriş sitesi. Türkiye'deki benzeri gittigidiyor.com
http://blocket.se => yine aynı şekilde başka bir ikinci el alışveriş sitesi. Türkiye'deki benzeri sahibinden.com
Ayrıca internet üzerinden ikinci el kitap bulabileceğiniz siteler de var. Onları da bir bir vereyim:
http://adlibris.com
http://www.bokus.se
Her iki sitenin de gördüğü görev aynı. Bir tanesinde bulduğunuz kitabı diğerinde de fiyatına bakmadan almayın. Ayrıca, bu her iki siteden de kitaplarınızı bulamıyorsanız alibris'in ya da amazon'un ingiltere uzantılı web sitelerinden kitaplarınızı alabilirsiniz.

Bunlar da mutlaka işinize yarayacaktır. Listeye eklemekte fayda var:
HABER SİTELERİ
Son vermiş olduğum sayfada İsveç'teki her gazetenin internet sayfası ve hangi dilde olduğunu görebileceğiniz çok güzel bir listeye ulaşabilirsiniz.
Bu siteler ingilizce yayın yapıyor. O yüzden korkunuz olmasın.

SİNEMA SİTELERİ
Sanırım sinemalar hakkında bir konuya değinmeyi unutmuşum onu da şimdi ekliyeyim. Sinemaya gitmeden önce internetten takip edebileceğiniz internet sayfaları:
Ayrıca ilginizi çekebilecek diğer yazılar: 
Harçsız Öğrenci Pasaportu Nasıl Alınır
Schengen Vizesi için İşveren Mektubu ve İzin Onayı
İnterrail Nasıl Yapılır ve Nasıl Planlanır
Ücretsiz Fon Müzikleri ve Ses Efektleri İndir
Asteğmen Nasıl Olunur ve Ne Yapmam Gerekir
Askerlik Tecili için Gerekli Belgeler
Sınavsız İkinci Üniversite Kaydı Nasıl Yapılır
İngilizce Öğretiminde Teknoloji ve İnteraktif Oyunlar

Diğer faydalı olabilecek Erasmus yazılarım:
İsveç'e Gitmeden Önce (1)
İsveç'te Bilinmesi Gerekenler (2)
İsveç'te Yemek Vakti (3)
İsveç Online Alışveriş Siteleri ve Faydalı Linkler
İsveç'te Erasmus İlk Anılar
İsveç ve Erasmus: Hatıralar Dolusu Koca Bir Yıl
Erasmusa Son Noktayı Koyduk
Erasmus'tan Sonra Hayatta Kalmanın Yolları
İnterrail Gezisi Nasıl Planlanır
* Erasmus Ülke Tercihi Nasıl Yapılır

- www.bilmeyenhoca.com : Oyun ve Teknoloji blogu

LG E2381 Super LED Monitör Değerlendirmesi

Zarakol İletişim ve LG Türkiye'nin düzenlemiş olduğu LG monitör lansmanı dahilinde sağolsunlar bizlere gönderdikleri LG E2381 Super LED monitörün kullanıcı gözüyle sizler için bir değerlendirmesini yapmak istedim. İncelemek ve test etmek bence profesyonellerin işi. Biz değerlendirme ile yetinelim. Öncelikle ve her zaman bir kullanıcının ilk dikkatini çeken ve önem verdiği şey ürünün ergonomik olarak görünümüdür:


Bu konuda beklentileri karşılayan bir yapıya sahip model ile karşı karşıyayız. Duvara dayalı bir masanız olmadığı sürece (ki bu durumdan kısaca bahsedeceğim), estetiğe önem veren kullanıcılar için ürünün yapısı ve duruşu çok iyi ayrıca kullanım alanınız için de çok seksi.

Görünüm ve ergonomik yapısı itibari ile ürünümüzü beğendik. Sonrasında da bir ürünü satın almaya tam ikna olabilmek için ekstra motivasyonlara ihtiyaç duyarız. Bunlar da tabii ki ürünün ne gibi özelliklere sahip olduğudur. Bir de onlara kısaca göz atalım ve bu özelliklerin kullanıcıya ne gibi kolaylıklar sağladığına bakalım. Kutunun üzerinde yazılanlar her zaman en önemli özellikleri bize sunduğu için kutu üzerinden takip edelim:

Benden Veda Mektubu


Her şey bu karikatür ile başladı. Üstüne üstlük arkadaşların evlerine yapmış olduğum masumane açvari ziyaretlerim hep kötüye yorumlandı, bana karşı büyük bir komplo düzenlendi ve bu karalama kampanyası yazılı medya ile de aşağıda göreceğiniz üzere devam ettirilmekte.
Bunun üzerine kurmaylarım ve avukatlarımla bir araya gelerek basın açıklaması yapma gereği duydum. Bu aşağılayıcı karalama çalışmalarına malzeme olmadan, şerefimden, açlığımdan ve beleşçiliğimden ödün vermeyen yüce kişilikli vasfımla sizlere bu mektubu yazma mecburiyeti içerisinde kalmaktan gurur duyuyorum:

"Ben Veysel Keleş, Kendine Hizmet Edenler Cemiyeti Master üyesi. 1986 yılında Edirne Keşan’da doğdum. Bu ülkenin insanıyım. İngilizce Öğretmeniyim. Bugüne dek kendi amaçlarım ve ihtiyaçlarım için çalıştım ve gözlerimi de bu uğurda yumacağım.

Yemek sevdalısı, ama daha da fazla beleş sevdalısıyım. Sucuktan da, koladan da anlamam ondandır. Ama ingilizceden de anlarım, sıçmaktan da anlarım, içmekten de anlarım, yumurtadan da anlarım, mayonezlisinden de anlarım, bulaşıklardan da anlarım, fotoğraftan da anlarım.

100’e yakın beleşçi geçindiğim evladım vardır benim. Hepsi birbirinden değerlidir, çünkü onlar "BEN"im formamı giyerler. Onlar "BEN"im formamı çıkarır "Veysel" formasını giyer; benim karnımı her 'yurt' dışına çıktığımda doyurur, gözlerimi yaşartır mutluluk gözyaşı döktürürler.

Ben evlatlarımın hepsini ismen tanırım, nereden geldiklerini, nasıl sefillik içinde olduklarını bilirim. Ben hepsinin akıttıkları helal terin, alabildikleri her yemeğin nasiplisiyim, kısmetlisiyim. Çünkü ben Kendine Hizmet Edenler Cemiyeti Master üyesiyim. 1990lı yıllardan bu yana kendime hizmet ettim. 2005’te "iki arkadaş" farkıyla üyelik kazanıp Master oldum. Herkesten de "bir farkım" oldu hep, çünkü ben kendimi herkesten çok, canından, hayatından, can ciğer arkadaşlarımdan daha çok sevdim.

Kendime hayatımı adadım. Anamı, babamı, işimi bıraktım gece demeden gündüz demeden beleş yemek peşinde koştum. Bu yolda hep doğru bildiklerimi yaptım. Kimsenin karşısında eğilmedim, bükülmedim, utanmadım. Çok eğilenler, çok sürünerek, yanımdan geçip gitmeye çalışanlar oldu ama zamanla hepsi ya açlıktan öldüler ya parasızlıktan sefil oldular gittiler.

Sevenim de çok oldu sevmeyenim de. Beni kendilerine benzetemeyenler beni eğip bükemeyenler nefret etti benden. Kimsenin adamı olmadım, sadece kendimin hizmetkarı, beni doyuranların adamı oldum. Yirmibeş yıllık büyük bir beleşçi olduğumu, Yüce Allah'ın bu bendeniz aciz beleşçi kuluna hizmet ettiğimi hiç aklımdan çıkarmadım. "O"nun gösterdiği yolda yemeği sevdim, beleşçiliği öğrettim, uyguladım. Hiç yanlış yola apmadım, sapmak isteyene beni yanlış yola çekmek isteyene de hiç müsade etmedim.

Çalıştım, hep çalıştım. Amatör beleşçiliğin Türkiye’nin geleceği beleşçi gençler için ne kadar önemli olduğunu gördüm. Bu alanda liderlik ettim amatör beleşçilere devletten daha fazla yatırım yaptım. Popülizm yapıp tüm kaynakları kendime ayırmadım. Tesisler yaptım. Yeni beleşçiler yetişsin, "Bu ülkeden aç çıkmaz" diyenler Türk gencinin başarısını görsünler diye. Genç çocuklar önce beleşçi olsunlar, sonra bana ve benim gibilerine faydalı fertler olsunlar diye her yanda tesisler yaptım. Gençleri hep heveslendirdim, cesaretlendirdim. Minik minik beleşçilerin bile isimlerini öğrendim, stajlarına gittim onlara moral verdim. Beleşçilik nedir, nasıl beleşçi olunur, o yüce sıfat nasıl kutsaldır, öğrensinler diye mücadele ettim.

Çok mücadele ettim; dostlarımı sattım. Kişiliğimden ödün verdim ama kendi sevdamdan ödün vermedim. Arkadaş ortamlarından kalkıp dostlarımın yanına beleşçiliğe gittim. Beni gören dostlarım tabakları bardakları doldurdu. Önce, onlar da bana kızdılar. Kendime küfür ettirmedim, kavgaya, kargaşaya izin vermedim. Ama sonra onlar da anladılar her şeyin daha büyük bir Beleşçi yaratmak için olduğunu. Büyük "BEN" sevdalıları benim yaptıklarımı görüyor, biliyor. Onların bilmesi, onların görmesi kafi. Onların sevgisi bundan sonra bana yeter.

Beni aç bırakamayanlar, eğip bükemeyenler, beni kendilerine benzetemeyenler meyve veren ağacı taşlayanlar baktılar ki taşladıkça ağaç inadına daha da büyüyor yakmaya karar verdiler ağacı. Kurguladıkları bir senaryo ile bugün beni hayatımın en büyük sevdası Beleşçilikten kopardılar. Yaktılar ağacı, yanan ağacın yerine yenisinin dikilemeyeceğini bilmeyenler. Ama ben de tükendim. Bu süreç beni çok yordu. Ruhum, bedenim iflas etti, artık daha fazla yemek de yiyemez kola da içemez hale geldim. Bu süreci atlattığımda hayatımın geri kalan bölümünde Beleşçilik artık sadece yüreğimde bir sevda olarak kalacak. Şimdi sadece bu yaşamakta olduğumuz süreçte yine kendime hizmet etmeye devam edeceğim. Bu geçiş sürecinin ardından da artık gururla taşıdığım ve namusumla, onurumla yerine getirmek adına gecemi gündüzüme kattığım şerefli görevim son bulacak. Ama içimdeki BEN sevdası asla bitmeyecek.

KENDİ sevdam cehennem donana kadar sürecek. Dar ağacında olsam da son sözüm hep "BEN" olacak…"
Sizleri bu şekilde gereksiz yere rahatsız etmenin verdiği sonsuz haz ve mutluluk içerisinde elveda diyorum.

Blogger Özel Alan yayını Yeni IP adresi


Uzun süredir yasak yasak yasak denen saçmalıklarla uğraştıktan sonra, google yine ip adreslerini değiştirerek bu soruna bence "geçici" bir çözüm getirmiş oldu. Her şey IP değiştirmekle olmuyor maalesef. Kaldırılmış olan bir yasağın uygulamaya konulmasındaki vurdumduymazlık tam da klasikleşmiş bir Türkiye komedyası.

Her neyse. Gelelim belirlenen (artık çalışmayan) yeni ip adresine: 199.71.214.27 En yenisi aşağıdaki güncellemede.
13.04.2011 Güncellemesi: Yukarıda vermiş olduğum ip adresi de değişmiş bulunuyor. Artık oyuncak gibi birşey oldu. Şu anda aktif halde çalışan ip adresi74.125.43.121

Ayrıca şöyle bir not da eklemek istiyorum. Bilgisayarınız için dns adresi olarak 8.8.8.8 ve 8.8.4.4 kullanmanızı tavsiye ediyorum. Diğer yasaklı sitelere erişim için bu dns adresleri size yardımcı olacaktır.

Blogumadokunma kampanyasını destekleyerek bu konuda sessizliğinizi bozabilirsiniz: http://www.facebook.com/blogumadokunma
http://www.blogumadokunma.com/

Meyyit-i Müteharrik mod: "Bana iki Rus gönder"

Çok yoğun bir süreç içerisinde hayal edin kendinizi. Farazen, bir çeviri geliyor ve onu teslim gününe yetiştirmek için gece gündüz çaba sarfediyorsunuz. O biter bitmez bir yenisi geliyor, bir yenisi daha derken bir yenisi daha. Aynı sırada sınavlarla boğuşuyorsunuz. Bunların yanına bir de maddi problemleri yada meşgaleleri ekleyelim. İsterseniz bir de kız arkadaşınız ile olan sorunlarınızı sos niyetine bu durumunuzun üzerine katalım. Kafanızın muhtemelen balon gibi şişkin olduğunu uzaktan bakan bile anlayabiliyor. Artık uyuyamıyorsunuz. Gündüzleri ise ayaküstü uyukalmaya başladığınızı düşünün bir de. Hatta ve hatta gözleriniz açık rüyalar gördüğünüzü düşünün. İşte böyle bir durumda, halde iken insanın aklına neler geliyor neler. Zehir gibi çalışıyor kafa, ya da bize öyle geliyor. Çünkü okuduğunuz birşeyi anlamak artık zor geliyor. Ama aklınız nasıl oluyorsa durmuyor, yeni yeni fikirler sunuyor sizlere. Bu yoğunluk yokken önemsiz olan 10 dakikalar, yarım saatler artık kurtarıcınız gibi görünüyor. Öyle ki tuvalete gitmek zaman israfı gibi geliyor; yaka paça hızlıca tutturup masanıza geri koştuğunuz garip bir dönem işte bu anlatmaya çalıştığım.

Ama burada bitiyor mu bu garabet. Tabii ki hayır.

Üstüne bir de önceden hiç alışkanlığınız olmayan bazı şeyler yapmak geliyor içinizden. Ki bu şeylerin yapmak zorunda olduğunuz işlere zerre miktarı faydası yok. Örneğin İsveç'teyken çok yoğun geçen bir haftada Hakkı arkadaşım ile havuza ilk ve son kez gidişimiz gibi.

Sanırım bu, "aklımızın, zihnimizin" artık 'uyanık' olma halimiz ile 'uyku' halimizi birbirine karıştırmasından geliyor. İnsan uyurken ne yapar? Tabii ki rüya görür. Akıldan ne geçiyorsa yapılır ve uyanınca birçoğu hatırlanmaz bile. Ama böyle yoğun bir haftada böyle birşeylerin olması zihnimizin civataları gevşettiğinin işaretidir bu sanırım.

Sizlere bu blogdaki birçok yazının neredeyse bu tür yoğun haftalarda yazıldığını söylesem teaccüp etmeyeceğinizi umuyorum. Neden normal vakitlerde kayda değer birşeyler yapasım gelmiyor ki acaba? Havuza gitmek olsun, spor yapmak olsun, fotoğraf çekmek, kitap okumak olsun birşeyler karalamak olsun; neden olmasın?
Bu kadar garip bir dönem işte bu!

Son olarak, eğer birisi ile konuşurken zihninizden konuyla alakası olmayan şeyler belli belirsiz birşekilde gelip geçiyorsa ve yine alakasız bazı kelimeler etmek üzereyken buluyorsanız kendinizi, gözü açık rüya görenler kulübüne hoşgeldiniz. Öyle ki bugün, arkadaşıma "bana iki rus gönder" derken yakaladım kendimi. Sözde padişahım ve haremime "iki rus" istiyorum. Son günlerde yapılan "muhteşem harem" pardon "muhteşem yüzyıl" dizisi tartışmalarından etkilenmiş olsam gerek. Hey gidi işi başından aşkın kafam hey.

Ayrıca, ben buna kısaca "meyyit-i müteharrik mod"* diyorum biline...

* Meyyit-i müteharrik mod nedir diyenlere de kısaca "zombi" diyelim.. bu notu niye küçük yazdım. O da gevşeyen civatanın varlığını belli etme yöntemi...

İnsan ne için yaşar, ne için ölür?

Uzun bir süre olmadı birşeyler karalamayalı. Bu süre içerisinde birçok evreden geçtim, değişime uğrar gibi oldum ve sanırım etkilenmeden de kurtulamadım. Felsefe okumaya merak saldıktan kısa bir süre sonra şu tür bir yazıyla karşılaştım ve sizlerle paylaşmak istedim. Herkesin kendisine sorması gereken, sorgulaması gereken şeyleri vardır diye düşünüyorum. Descartes ne demişti hatırlarsanız:
"Eğer gerçeği gerçekten bilmek istiyorsan, yaşamında bir kez olsun bütün şeyler hakkında şüphe et."
  Buyrun:
"İnsan Nedir? Artık sormuyor musun?"
Bir zamanlar gür ağaçlarla dolu bir ormanda iki oduncu ağaç kesiyordu. Birisi sabahları diğerinden çok daha erken kalkıyor, ağaçları erken kesmeye başlıyor, bir ağacı devirir devirmez hemen ötekini kesmeye başlıyordu.
Dinlenmediği gibi, öğle yemeği için bile kendine zaman ayırmıyordu. Akşamları ise ağaç keserken zaman zaman dinleniyor, öğleyin güzelce karnını doyuruyor, akşam üzeri de evine dönüyordu.
Bir süre sonra, ikisi de kestikleri odunları ayrı ayrı dizmeye başladılar.Sonuç şaşırtıcıydı. İkinci oduncu çok çalışan arkadaşından neredeyse iki kat daha fazla odun kesmişti. Çok çalışan adam, hayretler içinde:
- ''Nasıl olur anlamıyorum?'' dedi.''Ben senden daha çok çalıştım halbuki...''
Öteki, durumunu gülümseyerek açıkladı:
- ''Ortada anlaşılmayacak bir şey yok.Doğru sen durmadan çalıştın, ben ise arada oturup dinlendim. Dinlenirken, bir yandan da baltamı biledim. Baltam keskin olduğu için daha az çabayla daha çok odun kesebildim.''


Bu hikaye ile karşılaşmamdan çok fazla geçmeden, friendfeed üzerinde bir arkadaşımın belirli bir mevkiye gelmiş, maddi açıdan sıkıntısı olmayan bir arkadaşının şöyle yakındığından dem vurduğunu gördüm:

"Çok iyi kariyerlere, maaşlara sahip arkadaslarım kendilerini sorgulamaya başladılar. Bu dünyaya bunun için mi geldik diye soruyorlar. Çözüm?" (http://ff.im/qFOfy)


Uzun uzun tartışılan bu konu altında birçok yorum yapılmış. Herkes kendi yaşam anlayışına göre cevaplar vermiş. İçlerinden bir tanesini sizler için buraya alma zorunluluğu hissettim:
" Önceki yorumumda nedense yapılan mesleğe odaklanmışım nedense. Galiba acele edip sorunu yanlış anlamışım. "Çok iyi kariyerlere, maaşlara sahip arkadaslarım kendilerini sorgulamaya başladılar. Bu dünyaya bunun için mi geldik diye soruyorlar. Çözüm?" Öğrenciyken, Nöroloji Biliminde Uluslararası ödülleri olan ve devamlı olarak beynin ne kadar mükemmel bir yapı olduğundan bahseden bir hocamız şöyle bir şey anlatmıştı: Kendisi henüz pratisyen iken ve taşrada çalışırken, fethi kabir dediğimiz bir olaya hekim olarak gitmek zorunda kalıyor. Fethi kabir, mezarın açılıp otopsi yapılması. Tabii gittiği olayda savcı, muhtar, vs. de var yanında. Ve açtıkları mezarın üzerinden, gömüldüğünden beri uzun zaman geçmiş. Diyor ki mezarı açtığımızda beyin kurtlar tarafından kemirilmiş kafatasına geçilmişti.. Ve kurtların kemirme sesleri duyuluyordu. Milyonlarca kurtçuk belki. Savcı ve diğerleri kokudan yaklaşamıyor 500 m ilerden seyrediyorlardı. Beynin mükemmelliğinden ve kurtların kemirmesinden bahseden Nöroloji profesörü sonunu şöyle bağlamıştı. "Sizce, böyle mükemmel bir organ kurtlar kemirsin diye mi yaratılır?" Aslında belki de parası zenginliği herşeyi olduğu halde, mutlu olamanın çözümü bu soruda gizlidir diyorum ben de."
Daha da derine inmeden, sizleri burada kendinize makul cevaplar bulmanız umuduyla kendinizle başbaşa bırakıyorum. Ben kendime göre cevaplarımı buldum umarım sizler de birgün sizi tatmin eden cevaba ulaşmış olursunuz.