Firefox Bookmarklarınız mı Kayboldu?

Tam ödevimi bitirdim, sonrasında firefoxun bir kaç tane yeni eklentisini deneyeyim dedim. Dört beş tane üstüste kurdum firefox eklenti tavsiyeleri sayfasından. Bildiğiniz üzere kurduğunuz eklentilerin etkin hale gelmesi için firefoxu yeniden başlatmanız gerekiyor.

Olağanüstü bir hızla açıldı tekrar açılırken. Bu normal olmayan bir durumdu tabii ki. Mozilla Firefox gibi eklentiler yüzüne zar zor açılması gereken bir program nasıl olduysa birden hızlı bir şekilde açılıverdi. Ama o da ne! Bütün yer imlerim kaybolmuş. Bookmarklar gitmiş, kaybolmuş! Hemen google amcamıza koştum aradım araştırdım bu konuda birşeyler buldum mozillanın destek sayfasında lost bookmarks adı altında.

Okudum okudum benim durumuma uyan tek bir tanesi vardı. O da yeni bir eklenti kurup tekrar mı başlattınız gibi bir şey söylüyordu ki tamamen benim durumumu anlatıyordu. Hemen verilen adımları izledim. Aslında çok da korkulacak bir durum olmadığı ortaya çıkmıştı okuyunca. Meğer firefox kardeşimiz kendini düzgün kapatamamış ve hala arka planda görev yöneticisinde çalışıyor görünüyormuş. Zaten mozilla bildiğiniz üzere kapanırken de yavaş kapanan bir internet tarayıcısı, eklentilerin yoğunluğundan kaynaklanan sebeplerden ötürü.

Çözüm:
Gelelim sorunun çözümüne. Benim sorunum firefoxun kendi kendini kapatamamış olmasından kaynaklanmış. O nedenle ctrl+alt+del yaparak görev yöneticisini açtım ve oradaki firefox yazan işlemleri sonlandırdım. Mozilla destek sayfasında tamamen böyle yazmakta. Eğer hala bir sonuca varamıyorsanız mozillanın destek sayfasındaki diğer adımlara bakabilirsiniz. Yine bir sonuca varamıyorsanız bizler buradayız, sorularınızı bekliyoruz ;)

Mükemmel bir video ve bambaşka bir video paylaşım sitesi: Vimeo

Aşağıdaki video gerçekten inanılmaz güzel bir fikirle hazırlanmış. Tabii fikrin çıkışı can sıkıntısına dayanıyor. Videoyu izler izlemez yaptıkları şeyin ne kadar da güzel olduğunu gördüm, sizlerin de görmeniz gerektiğine kanaat getirdim. Video ile, youtube gibi bir video paylaşım sitesi olan ancak sadece youtubedan değil diğer bütün video paylaşım sitelerinden kendini bir şekilde farklılaştıran vimeo sitesinde karşılaştım. Video hakkında da vimeonun neyin nesi olduğu konusunda bilgi verilirken, kısaca bir bilgi verilmemiş değil ek$isözlükte:
connected ventures isimli şirketin sitelerinden bir tanesi, kendisiyle tanışmam flagpole sitta isimli şarkıya çektikleri izleyenlere "ulan millet ne ortamlarda çalışıyo bea" dedirten tek planlık ofis neşesi videosu ile olmuştur. kullanıcı sayısı açısından soz konusu videonun cok fazla ekmeğini yediklerine eminim. ofisteki elemanların hepsi siteye uye olup, ofis yaşantılarını halen siteye upload etmektedirler. içlerinden bir amanda lyn ferri isimli hatun vardır ki, videolarının altı ilan-ı aşklar, birer hamburger yeseydik beraberlerle doludur. en kısa zamanda bir album, klip sinema filmi çalışması bekliyoruz kendisinden.
Youtubedan ayrıldığı kısma gelince de şöyle açıklamışlar;
  1. youtube dan daha kaliteli olan site ama bi kere youtube sildi supurdu insanlarin alismasi zor. youtube un aksine kullanicilar kendi yaptiklari videolari paylasiyorlar (tabi youtubeda da var kendi yaptigi videoyu koyan ama bu site daha bi sanat kafasi gibi)

  2. katılımcıları youtube'dan daha kaliteli site... kanımca youtube'dan ayrıldığı noktası da bu... derdini küfür dışında anlatamayanları barındırmamaya yeminli davranıyorlar, ortam ferah kalıyor...
video'larin online paylasimi haricinde youtube'la ortak ve benzer tarafi olmayan site.
zira siteye kayit esnasinda ve movie'leri load ederken bunu bize kesin sekilde kanitlar.
"please upload a video only if" basligi altinda site muhtevasinin nezih ve temiz kalmasi kaygusu ile yazilmis bir muhtiramsi yazi vardir.
sonuc olarak binbir emekle yaptiginiz kisa filmlerinizi gorucuye cikarabileceginiz
nezih ve temiz bir "online video sharing" net platformudur.
tadini cikarin.
 Gelelim vimeo'nun tanınmasına neden olan ve vimeo'yu uzun süredir biliyor olmama rağmen ilk defa karşılaştığım videoya:

 

Çalışmaya devam, bayram seyran demeden...

Hala çalışıyorum, çalışıyorum çalışıyorum... Ama bu zamanların bir 'sonra'sı da var. Bütün son ödevler (assignment) bitecek elbet. Bildiğiniz gibi bu İsveç'te not düzeni pek sınava bağlı değil. Buradaki eğitim sistemi genelde öğrenci merkezli olduğu için, notların neredeyse yarısı derslerdeki performansınıza dayanıyor. Kısacası, İsveç'e gelecekseniz öyle oturup da sadece dersleri dinleyeyim, alayım ryanairden ucuz bilet avrupayı bir güzel turlayayım boş günlerimde, sonra son sınava iki üç gün kala oturur, çalışır, dersi geçerim; YOK. Yanlış duymadınız, burada işler böyle yürüyor. Almanya gibi değil. Burada erasmus öğrencisi olduğunuz farketmiyor, normal İsveçli bir öğrenciyle aynı muamele görüyorsunuz, kötüyseniz kalırsınız değilseniz iyiyseniz geçersiniz. Şimdi gözünüzü korkutmayayım sizin de size bir de İsveç'teki eğitim sisteminin iyi bir yanını söyleyeyim. Bu İsveç eğitim sisteminde kalmanız neredeyse imkansız. Eğer bir dersten kalırsanız, geçene kadar tekrar sınavları var bu adamların, ya da yazdığınız şeyi (essay gibi) tekrar düzenlemeniz için geri verirler ve geçene kadar düzenlettirirler. Sonuçta geçebilmeniz için herşeyi yapıyorlar.

Ancak tek bir sorun kalıyor. O da buradaki notları Türkiye'deki üniversitenizin not sistemine çevirtmek. Burada ECTS vermeleri gerekiyor ve sizin de onu gidip kendi üniversitenize çevirtmeniz gerekiyor. Herşey çok anlaşılır ancak buradaki öğretmenler ECTS vermeye çok yatkın değiller. Diyorlar ki bizim sistemimizde VG, G ve U var. VG, çok iyi; G, iyi, U ise kaldı anlamına geliyor. Bizler ECTS'e göre not vermelerini istedik bazı öğretmenlerden ancak bunun imkansız olduğunu söylüyor. Sen derste çok iyimisin, iyiysen VG alırsın diyor. Sonra da eğer dersin gerektirdiği şeyleri yapabiliyorsan da normal geçer not olan G alırsın diyor. Daha bunun ne gibi bir değerlendirmesi olabilir ki diyor. Aslında mantıklı bir sistem. Öğrenci çok iyi değil tamam, ama dersin gerektirdiği şeyleri yapabiliyor ve geçmeye hakkı oluyor. Diyorlar ki ben öğrencinin performansını puanlarla nasıl değerlendireyim ki. Sonuçta sınav sistemi olmadığından dolayı bu konuda haklılar biraz da. Yalnız bu sistem benim bildiğim bütün İsveç'te değil sanırım. Ama benim bulunduğum Högskolan Dalarna'da mevcut.

Neyse bu konularda sorularınız var ise bana direk yorumlar vasıtası ile sorabilirsiniz. Ben geleyim bu hafta neler yaptığıma ve önümüzdeki günler içinde ve bu gece neler yapmam gerektiğine. Bildiğiniz gibi Kurban Bayramını sabahlayarak karşıladım Cultural Texts and Contexts dersim için 10 sayfalık son essayi yazmaya çalışarak. Salı günümü de bugün (çarşamba) English Speaking Cultures dersinde yaptığımız münazara için hazırlanarak geçirdim. Savunmam gereken konu konuşma özgürlüğünün yasaklanması üzerineydi. Tabii tam olarak bu konuda aynı fikirde olmanıza gerek yok, savunmak zorundasınız. Neyse geçelim bunu şimdi. Şu anda da yarına English Language Learning and Teaching dersim için son sunumumu hazırlamam gerekiyor. Yarın da sanırım Cuma gününe Children's and Young Adult's Literature dersim için son essayi yazacağım. Ondan sonra da önümüzdeki hafta Cumaya da English Speaking Cultures dersim için final report hazırlayacağım, bu da 8 sayfalık en az. Evet yapmam gerekenler bunlar bu iki hafta içerisinde. Tabii bir şey daha var, o da Cultural T. and C. dersi için Pulp Fiction filmini izleyerek bazı soruları yazılı olarak cevaplandırmam gerekiyor. Bunu da pazartesiye yapmam gerekiyor. Yeter bu kadar bugünlük, ders çalışma vakti benim için. Erken uyumam lazım ayrıca, sunum yapacağım yarın ve büyük ihtimalle de yarın geceyi essay yazarak geçireceğim...

Ayrıca ilginizi çekebilecek diğer yazılar: 
Harçsız Öğrenci Pasaportu Nasıl Alınır
Schengen Vizesi için İşveren Mektubu ve İzin Onayı
İnterrail Nasıl Yapılır ve Nasıl Planlanır
Ücretsiz Fon Müzikleri ve Ses Efektleri İndir
Asteğmen Nasıl Olunur ve Ne Yapmam Gerekir
Askerlik Tecili için Gerekli Belgeler
Sınavsız İkinci Üniversite Kaydı Nasıl Yapılır
İngilizce Öğretiminde Teknoloji ve İnteraktif Oyunlar

Diğer faydalı olabilecek Erasmus yazılarım:
İsveç'e Gitmeden Önce (1)
İsveç'te Bilinmesi Gerekenler (2)
İsveç'te Yemek Vakti (3)
İsveç Online Alışveriş Siteleri ve Faydalı Linkler
İsveç'te Erasmus İlk Anılar
İsveç ve Erasmus: Hatıralar Dolusu Koca Bir Yıl
Erasmusa Son Noktayı Koyduk
Erasmus'tan Sonra Hayatta Kalmanın Yolları
İnterrail Gezisi Nasıl Planlanır
* Erasmus Ülke Tercihi Nasıl Yapılır

Kurban Bayramınız Mübarek Olsun

Bir bayramı daha yurtdışında geçirmek üzereyim. Birincisi tabii ki Ramazan bayramıydı burada geçirdiğim. Gurbette bayram olur mu olmaz mı diye içinizden düşünüyorsunuzdur. En azından belki oradaki Türklerle falan bayramlaşılır diye de düşünüyor olabilirsiniz. Ramazan bayramında bir nebze bayramı hissetmeye yaşamaya çalıştık. O zamanlar baya bir boştuk dersler yoktu, ya da çok seyrekti ve öylece kutlayabilmiştik Stockholm'e giderek oradaki camilerde diğer müslümanlarla bayramlaşarak.


Ancak bu sefer işler çok kötü benim için. Gavur memlekette ne bayram var ne seyran. Üstüne üstlük bu hafta benim için çok büyük öneme sahip. Toplamda altı dersim var bu bunların dördünün son ödevleri bu hafta bitirilmesi gerekiyor. Hatta bir tanesi yarına (pazartesi, 8 Aralık). Lanet olası en az 10 sayfalık essay ve ben daha baş sayfalardayım. Bildiğiniz üzere essaylar hop diye yazılmıyor, araştırma istiyor okuma istiyor inceleme istiyor. Neyse bunlarla başınızı ağrıtmak istemem sizlerin. Ama şunu bilin ki bayramın ilk gününü dünkü uykumla karşılayacağıma eminim. Bitirmeliyim şu zıkkımı.

Amacım sadece kendimi buradaki yalnızlıktan kurtarmak biraz da olsa, sizlere burada içinde bulunduğum durumu anlatarak. Zaten farketmişsinizdir üç gündür birşeyler yazamıyorum bloguma. Aslında paylaşacak çook şey var onun da farkındayım. Neyse neyse. Artık ben essayime döneyim yoksa bitiremeyeceğim. Bu daha sadece bir tane ders için... daha bundan başka çok işim var yapacak diğer derslerim için. Bir dipnot da eklemeden edemeyeceğim, İsveç'e erasmus ile geliyorsanız çalışmak tek çareniz burada. Almanya'ya giden arkadaşlarımız onların anlattıklarına göre daha kolay bir erasmus süreci geçirmişler onu da hatırlatmak isterim. Ama bu demek olmuyor ki İsveç'e gelmeyin. Herşey size kalmış.

Gelelim sadede, sizlere hayırlı bayramlar diliyorum, dualarınızı bekleyerek. Tüm tanıdıklarınıza da benim adıma bir bayram tebriki iletirseniz çok sevinirim. Tanımak önemli değil, asıl önemli olan aynı inanca ve aynı yola bağlı olmak. Herkese İsveç'ten selametler efendim.

Ayrıca ilginizi çekebilecek diğer yazılar: 
Harçsız Öğrenci Pasaportu Nasıl Alınır
Schengen Vizesi için İşveren Mektubu ve İzin Onayı
İnterrail Nasıl Yapılır ve Nasıl Planlanır
Ücretsiz Fon Müzikleri ve Ses Efektleri İndir
Asteğmen Nasıl Olunur ve Ne Yapmam Gerekir
Askerlik Tecili için Gerekli Belgeler
Sınavsız İkinci Üniversite Kaydı Nasıl Yapılır
İngilizce Öğretiminde Teknoloji ve İnteraktif Oyunlar

Diğer faydalı olabilecek Erasmus yazılarım:
İsveç'e Gitmeden Önce (1)
İsveç'te Bilinmesi Gerekenler (2)
İsveç'te Yemek Vakti (3)
İsveç Online Alışveriş Siteleri ve Faydalı Linkler
İsveç'te Erasmus İlk Anılar
İsveç ve Erasmus: Hatıralar Dolusu Koca Bir Yıl
Erasmusa Son Noktayı Koyduk
Erasmus'tan Sonra Hayatta Kalmanın Yolları
İnterrail Gezisi Nasıl Planlanır
* Erasmus Ülke Tercihi Nasıl Yapılır

Kurbanınız Tek Tıkla Kapınızda!

Böyle bir mail aldım bugün kangurum.com.tr'dan. Migros ile anlaşarak kurban işine de el atmışlar internet ticaretinde. Reklam işinde baya bi ilerlemişler ayrıca; adrese teslim kurban, direk hayır kurumlarına bağış. Güzel şeyler bunlar.

Güzel olmasına güzel bir uygulama ama, kurbanı kredi kartı ile almanın haram olup olmadığı tartışıldığı bugünlerde reklamın hemen sağ alt tarafındaki peşin fiyatına 8 taksit işi beni biraz rahatsız etti. İnsanı harama teşvik gibi olmuş biraz. Reklam yaparken biraz daha dikkat etmek gerekir bence.

Günümüzde internet üzerinden kurban alımının da olması gerçekten çok şaşırtıcı bir olay bence. Kimbilir daha neler göreceğiz acaba?

Blogumda yapmış olduğum yenilikler

Merhaba arkadaşlar. Bloguma öyle ahım şahım şeyleri eklemeyi çok seven biri değilimdir ancak kullanımı kolaylaştırmak, okunabilirliği artırmak ve yorum oranlarını arttırmak amaçlı birkaç ufak şeyler yapmak gerekiyor. Bunu her blog yazarı bilir. Ancak fazla aşırıya kaçmak da çoğu zaman hoşa gitmeyebiliyor ve bazen de okuyucuya itici gelebiliyor.

Blogumda yapmış olduğum düzenlemelere gelelim. Hepsini birer madde olarak sizlere vereceğim ve sonrasında sizlere bu eklemiş olduğum özellikleri nasıl ekleyebileceğinize dair bazı linkler vereceğim. Bazı yeni özellikleri yine kendi kafamdan çözümleyerek yaptım onları da yorum olarak soru sorabilir ve cevaplarınızı alabilirsiniz. Ya da sorunuza bakarak ona göre yeni bir blogger ipucu olarak yazı hazırlayabilirim. Gelelim değişikliklere;
  1. Evvela, daha öncelerden sizlerin de farketmiş olabileceği etiket bulutu ekledim. Bu aslında bir eklenti değil. Sadece etiket widgeti içerisine bazı kodların yerleştirilmesi ile elde edilebilen birşey. Sizleri direk nerden faydalandım oraya yönlendireyim: Blogger için etiket bulutu oluşturma. Kodlar üzerinde az bi oynama yaparak sadece etiketlerin yanında görünen sayıları sildim kendi blogumda.
  2. Yorum formunu wordpresse daha benzer olan ve hatta bazı wordpress kullanıcılarının bile tercih ettiği intensedebate yorum formu ile değiştirdim. Blogger blogunuza wordpress benzeri bir yorum formu eklemenin bu kadar kolay olabileceğini hiç düşünmemiştim. Intensedebate sitesi size kurulum sırasında adım adım yardımcı oluyor. Eğer kurulumu yapamıyorsanız sizi Türkçe anlatımın yapıldığı şuraya alalım. Bu intensedebate yorumlarının tek sevmediğim yanı son yorumlar eklentisi oldu. Bana çok renkl i ve ciddiyetsiz göründü. Tamam çok güzel bir görünümü var ama beni rahatsız ediyordu o nedenle kendime göre birşey buldum. =). Çok basit bir yol o da. Intensedebate kullanıcı ayarlarımdan blogumun yorumlar rss adresini alarak, bloguma rss takip widgeti ekledim ve blogumun rss adresini yazarak çok daha sade bir son yorumlar eklentisi elde etmiş oldum. Bence gayet de güzel oldu. Aklımı seveyim ben. Neyse...
  3. Bir diğer güncellemem de, bildiğiniz üzere çekmiş olduğum fotoğrafları yayınladığım bir fotoblogum var. Ancak ne zamandır arayıp da bulamadığım bir eklentiyi daha yeni buldum. Aradığım eklenti, başka bir site üzerindeki yazılardan rss vasıtası ile sadece resimleri çekecek olan bir araçtı. Bunu da nasıl olduysa bir site üzerinde görerek keşfettim; wowzio. Bu aracın kurulumu için bir Türkçe anlatım var mı bilmiyorum. Eğer yoksa ve kuramadıysanız ben sizlere yardımcı olabilirim. Gelelim yine bu eklenti üzerinde yapmış olduğum ufak bir oynamaya. O da bu eklentinin altında bulunan bana gereksiz gelen "bunu bloguna ekle" türü yazıların bulunduğu ufak reklam yeri. Wowzio bu imzayı kaldırmanıza izin vermiyor. Çok uğraştım ama beceremedim kaldırmayı. Yine de bloguma ilk girildiğinde görülmemesi için yerini değiştirdim sadece.
  4. Lightbox'a herkes aşinadır. Ona benzer olan ve bana göre daha da gelişmiş olan bir uygulama buldum bugün, multibox. Bu javascript uygulaması ile sadece resimler değil videolar, müzikler ve birçok uzantılı dosyaların sizin sayfanızın üzerinde siyah bir bant üzerinde yayınlanması sağlanıyor. Bunu nasıl yapacaksınız, blogger sayfanıza multiboxı nasıl ekleyeceksiniz. Bu tür sorularınıza da şuradan ulaşabilirsiniz. Bunun üzerinde de çok çok ufak bir düzenleme yaptım. O da javascript kodunun frame boyutlarında. Width olarak %100 ayarlanmış o nedenle, blogum normalde pencereye sığdığı halde alt tarafta navigasyon çubuğu çıkıyordu sinir oldum. Teknomobi arkadaşımızın yüklemiş olduğu js dosyasını indirerek oradaki %100 width ayarını %99'a ayarladım ve kendi sunucuma yükleyerek o dosyayı bu sorundan kurtuldum. :)
Sanırım yaptığım güncellemeler bunlardan ibaret. Sitemde gördüğünüz ve beğendiğiniz herhangi bir özellik var ise bana sorarak nasıl kullanabileceğinize dair detaylı yardım alabilirsiniz.

Ayrıca blogum hakkında yorumlarınızı da burada yapabilirsiniz. Bir nevi ziyaretçi defteri gibi... Yorumlarınız bekliyor olacağım arkadaşlar.

Karlı bir havada, ödevlerden ve stresten uzak...

Bugün kar yağdı burada. Tabii ki bu ilk kar yağışı değildi, ben sadece değinmemiştim hava konusuna. Başka meselelerle uğraşıyorduk işte. Hazır kardan açılmışken konu, bu İsveç'te kar ne zaman yağar onu belirteyim. Ben şu anda bildiğiniz üzere Falun'dayım. İsveç'in biraz kuzeyinde kalıyor ama yine de daha kuzeydeki illere göre bence gayet iyi bir yerdeyiz. Erasmusla buralara gelmeyi düşünüyorsanız yani seçiminiz Högskolan Dalarna isimli üniversite olduysa, gelirken kalın giyecekler almayı sakın unutmayın. Bildiğiniz üzere Türkiye'den getirdikleri para ile geçinmeye çalışanlar için pahalı bi memleket burası (burada iş bulur çalışırsanız süpersiniz demektir, iş bulma konusunda da sonra birşeyler paylaşacağım sizlerle). Eğer hazırlıksız gelirseniz, burada erken gelen soğuğu görünce, cebinizdeki paraların nasıl gittiğini anlayamazsınız bile. Neyse...

Sevindik baya
İlk kar düşeli neredeyse bir ay oldu (Kasım ayında kar düştü buralara yani). İlk yağdığı gibi tuttu da, Türkiye'deki gibi değil yani. Tam bir hafta falan kar yerde kaldı. Sonrasında üç dört kere daha yağdı eridi, erdikçe yağdı, yağdıkça eridi. Son erimeden sonra, Türkiye'ye gelen soğuk hava dalgası sırasında buraya nasıl olduysa bi ıcak hava kütlesi geldi. Son dört beş gündür +5 dereceleri gördük ve sevindik biraz. Çünkü artık burnumuz buz tutmuyordu çok şükür. Ayrıca hava sıcaklığı -30 dereceyi görecek diyor herkes burada. Ne kadar doğrudur bilinmez ama göreceğiz bakalım. İnşallah bi değişiklik olur da bu sene o kadar soğuk bir hava ile boğuşmak zorunda kalmayız. İsveç'te kış böyle işte diyebiliriz şimdilik. Buradaki kıştan bahsetmişken kar yağarken neler yapabilirsiniz buralarda onu da konuşalım. Şimdilik sadece bugün yaptığımız tek şeyden bahsedelim ders stresinden kurtulmak için.

Stresten kurtulma yolumuz

Zaten son essayler de birikmiş, bir haftada tam iki essay yazmak zorunda kaldığımız dönemler. Yani anlayacağınız tam sıkışık bir dönem içerisindeyiz. Sıkışık dönem dediğime bakmayın, sadece kafamızda duruyor bunlar daha fiiliyata dökmedik işi. Dökebilmek de kolay değil benim için esas sıkışıklık yazmaya başlayınca olacak. Bu essay messey düşüncüleri içerisinde delilik tuttu biraz. Bu karda kışta üniversitenin havuzuna yüzmeye karar verdik ve gittik de. Normalde havuz alışkanlığı olan bir insan da değilizdir. Ama ne bilim, insan kendi üzerinde birşeyi yapmak için baskı hissedince gidip daha önceden yapması gereken başka bir faydalı işi yapmaya başlıyor. Bu gibi bir durumla sizler de çok karşılaşmışsınızdır sanırım. Galiba bu bir psikolojik takıntı ya da hastalık ya da her ne ise artık orasını da psikologlar çözümlesin. İtiraf etmeliyim bu son zamanlarda nedense çok fazla bloguma yazı yazasım geliyor ve hatta yazıyorum da. Sanırım yukarıda söylediğim sebepten kaynaklanıyor bu. Ayrıca şu da var, bloguma birşeyler yazarken şu pazartesiye kadar yazmış olmam gereken ve hala konusunu bile belirlemediğim en az 10 sayfalık essayi aklımdan çıkarabiliyor olmam (nasıl oluyor demeyin :P ). Essay gelmişken aklıma,  yarına yapmam gereken daha doğrusu okumam ve yazmam gereken şeyler var. Onları yapsam iyi olacak...

Ayrıca ilginizi çekebilecek diğer yazılar: 
Harçsız Öğrenci Pasaportu Nasıl Alınır
Schengen Vizesi için İşveren Mektubu ve İzin Onayı
İnterrail Nasıl Yapılır ve Nasıl Planlanır
Ücretsiz Fon Müzikleri ve Ses Efektleri İndir
Asteğmen Nasıl Olunur ve Ne Yapmam Gerekir
Askerlik Tecili için Gerekli Belgeler
Sınavsız İkinci Üniversite Kaydı Nasıl Yapılır
İngilizce Öğretiminde Teknoloji ve İnteraktif Oyunlar

Diğer faydalı olabilecek Erasmus yazılarım:
İsveç'e Gitmeden Önce (1)
İsveç'te Bilinmesi Gerekenler (2)
İsveç'te Yemek Vakti (3)
İsveç Online Alışveriş Siteleri ve Faydalı Linkler
İsveç'te Erasmus İlk Anılar
İsveç ve Erasmus: Hatıralar Dolusu Koca Bir Yıl
Erasmusa Son Noktayı Koyduk
Erasmus'tan Sonra Hayatta Kalmanın Yolları
İnterrail Gezisi Nasıl Planlanır
* Erasmus Ülke Tercihi Nasıl Yapılır

Bugün benim doğum günüm...

Yahu bir insan doğumgününde bu kadar umursamaz olur mu yaa. Bugünün (1 Aralık) doğum günüm olduğunu biliyordum açıkçası ama size durumu şöyle anlatayım, açıkça ve mertçe, bugüne kadar hiç bir zaman doğum günümü kutladığımı hatırlamıyorum. Kutlandığımı belki tek tük hatırlayabilirim ama bugün için hiç bir özel bir akitivitede bulunmadım şahsen. Ancak şu sıralar bulunduğum İsveç'te, sağolsun yabancı arkadaşlarım sayesinde hayatım boyunca almış olduğum kutlamaların toplamından fazla kutlama almışımdır bugün. (bu kutlamaların tek ve tartışmasız kahramanı tabii ki Facebook. hehe!!)

22 yaşıma girdim artık. Bir sene daha kaybettik gençliğimizden. Bu üniversite yiyip bitirdi zaten bizi. Dört sene oldu hala bitmedi, hala da bir senemiz var. Neyse okuyacağız artık, ondan sonra da Allah kerim. Ne olacağız ne yapacağız kimse kesin birşey söyleyemiyor. Birşeyler söyleyebilenler vardır ama en azından ben söyleyemiyorum. Bugünlerde zaten kafam geleceğe çok takılmıştı ama rastgele mi desek ilahi tesadüf mü desek şöyle bir sözle karşılaştım;
Never let the demands of tomorrow interfere with the pleasures and excitement of today.
Anlamı ise,
"Asla ve asla yarın yapılması gerekenleri düşünerek, içinde bulunduğun bugünün heyecanını ve zevkini kaybetme!"*1
Daha fazla söze ne hacet. Meramımı anlatabildim sanırım bu cümle ile. Bu sıralar çok kafama takılıyordu bu tür şeyler. Az kalsın içinde bulunduğum erasmus nimetini yarıda kesiyordum hiç birşey uğruna. Gerçekten bir sebebi de yoktu geri gitmek istememin. Hatırlarsınız gelecekten falan bahsetmiştim, hatta ikinci dönem geri döneceğime karar verdiğimi duyurmuştum yazımda. Ama artık dönmeyeceğim, bunu tekrar tekrar söylüyorum. İnşallah dönmeyeceğim. Umarım bir delilik yapıp da dönmem. =) Sanırım beni birşeyler baya etkilemişti o sıralar. Belki de geri dönme isteğim bir kaçıştı ondan, neyse...

*1 çeviriyi kendim yaptım, anladığım şekilde. Eğer düzenlemek istediğiniz kısımlar var ise bu konuda yoruma açık insanımdır. Amaç, Türkçe olarak tam anlamı sunabilmek. =)


Ayrıca ilginizi çekebilecek diğer yazılar: 
Harçsız Öğrenci Pasaportu Nasıl Alınır
Schengen Vizesi için İşveren Mektubu ve İzin Onayı
İnterrail Nasıl Yapılır ve Nasıl Planlanır
Ücretsiz Fon Müzikleri ve Ses Efektleri İndir
Asteğmen Nasıl Olunur ve Ne Yapmam Gerekir
Askerlik Tecili için Gerekli Belgeler
Sınavsız İkinci Üniversite Kaydı Nasıl Yapılır
İngilizce Öğretiminde Teknoloji ve İnteraktif Oyunlar

Diğer faydalı olabilecek Erasmus yazılarım:
İsveç'e Gitmeden Önce (1)
İsveç'te Bilinmesi Gerekenler (2)
İsveç'te Yemek Vakti (3)
İsveç Online Alışveriş Siteleri ve Faydalı Linkler
İsveç'te Erasmus İlk Anılar
İsveç ve Erasmus: Hatıralar Dolusu Koca Bir Yıl
Erasmusa Son Noktayı Koyduk
Erasmus'tan Sonra Hayatta Kalmanın Yolları
İnterrail Gezisi Nasıl Planlanır

* Erasmus Ülke Tercihi Nasıl Yapılır

Birinci Advent ve Ben: Trajikomik bir an

Geçen Pazar (30 Kasım) Hristiyanlar için önemli olan bir günü geride bıraktık. Pazar günü olmasına rağmen burada bütün dükkanlar ve işyerleri açıktı bugüne özel olarak. Normalde pazar günleri kuş uçmaz kervan geçmez bu İsveç'te onu bilesiniz. Bu günü kaleme almamın bir nedeni var tabii ki. O da artık benim saflığım ya da Türk olmaktan ya da Türkiye'de yaşamış olmaktan kaynaklandığına bağlıyorum. Ama gerçekten çok komik bir durumdu düştüğüm. Tabii beni bu durumdayken kimse görmedi ancak kendimden utandım az da olsa bu şekilde düşündüğüm için. Neyse evvela adventin ne olduğuna bir bakalım;
christmas kutlamalarina hazirlanma surecidir.
katoliklere gore christmas'tan 4 hafta once pazar gunu baslar. bu donemde kilislerede advent celenkleri konulur ve her hafta celenk uzerindeki dort mum yakilir. buna gore advent baslangici haftada advent celenginde sadece 1 mum yanarken, 2. hafta 2, 3. hafta 3 ve noel haftasi da 4 mum yanar.
imho, adventin en guzel yani, ozellikle viyanada (ve ozellikle stephansdom'da) advent suresince cumartesi ve pazar geceleri advent konserleri verilmesidir. bu konserlerde, bach'tan mozart'a, chopin'den haydn'e genis bir repertuarda hristiyan dini musikisinin en nadide ornekleri dinlenebilir.
Hıristiyanlık'ta İsa'nın doğumunun beklendiği dönem. Katoliklik ve Protestanlıkta 30 Kasım'a en yakın pazar günü (27 Kasım ile 3 Aralık arası) başlayarak Noel arifesine kadar süren dört hafta. Ortodokslukta 27 Kasım ile 7 Ocak arasında 40 gün.
İsveç'te, christmas market vardı bu Pazar. Türkçe adıyla da noel pazarı. Biz de oradaydık işte. Aslında advent dedikleri şey benim için pazardan başka birşey değildi. Bu pazarı da şöyle açıklamışlar;

hristiyan halklarin memleketlerinde aralik ayi basinda kurulur. sehirlerin en eski merkezleri kurulum tercih yerlerindendir. bu panayir/pazarlarda mini atli karinca, sicak sarap, kisnisli, tarcinli ve anasonlu hamur isleri ve cikolata basta olmak üzere, tipik noel ivir ziviri fahis fiyattan tüketilebilir. dondurucu sogukta, noel sarkilari esliginde sicak sarap... üc bardaktan sonra panayir bayaa renklenmeye baslar.
Gelelim beni benden utandıran olaya... Ahh ahhh.. Ne kadar da dar düşünceliyiz bilemiyorum ya da ne kadar kendi kalıplarımız içinde kalmışız diyebiliriz. Bu güzelim advent gününde İsveç'in nadide kasabalarından olan Falun'da iki Türk dört Alman arkadaş konuşa konuşa eğlene eğlene yürüyor, ortalarda söylenmekte olan noel şarkılarını dinliyorduk. Sonrasında ne olduysa ben bir noel baba görünce oldu. Noel babanın üzerindeki elbise çok fazla yeni değildi, neyse kabul edelim eski bir noel baba kıyafetiydi yürümekte zorlanan yaşlı amcanın üzerindeki. Elinde de bir kutu vardı benim içini göremediğim. Bir an dedim, yahu bunlarda da varmış dilencilik işi meğer.!! Bak bak.. düşünceye bakarmısınız.

Hemen Hakkı arakadaşıma da durumu açıkladım; "baksana ya bunlarda da var bizdeki dilencilik işi. Hem de nerdeyse aynı gibi. Dini simgeleri kullanarak dilenme olayı yani." Allah'tan Alman arkadaşlarla paylaşmadım bu düşüncemi. Bir süre noel babayı takibe aldım ben. Merak ettim gerçekten nedir neyin nesidir diye. Ne göreyim; meğer noel amcanın elinde tuttuğu kutu, para toplamak için değil de sağdan soldan geçen küçük çocuklara verilmek üzere şekerle doluymuş. O an gülsem mi ağlasam mı diye gerçekten kendime acıdım. Gülüyordum çünkü benim o sığ düşüncem herkesi güldürecek cinstendi. Ağlamak istedim çünkü o içime yerleşmiş olan, içimde katılaşmış olan, kalıplaşmış olan o sığ düşüncelere. Trajikomik değil de ne şimdi bu? Gerçekten çok utandım kendimden, gerçekten... Artık ikinci dönemimi de burada geçirmeye karar verdim. Çünkü öğrenmem gereken daha çok şeyin olduğunu gördüm. Öğrenmekten kastım sadece okuldan değil, yaşamdan öğrenmeyi bahsediyorum. İkinci dönem de sizlere burada yaşadıklarımı aktarmayı dört gözle bekliyorum artık. . .

Ayrıca ilginizi çekebilecek diğer yazılar: 
Harçsız Öğrenci Pasaportu Nasıl Alınır
Schengen Vizesi için İşveren Mektubu ve İzin Onayı
İnterrail Nasıl Yapılır ve Nasıl Planlanır
Ücretsiz Fon Müzikleri ve Ses Efektleri İndir
Asteğmen Nasıl Olunur ve Ne Yapmam Gerekir
Askerlik Tecili için Gerekli Belgeler
Sınavsız İkinci Üniversite Kaydı Nasıl Yapılır
İngilizce Öğretiminde Teknoloji ve İnteraktif Oyunlar

Diğer faydalı olabilecek Erasmus yazılarım:
İsveç'e Gitmeden Önce (1)
İsveç'te Bilinmesi Gerekenler (2)
İsveç'te Yemek Vakti (3)
İsveç Online Alışveriş Siteleri ve Faydalı Linkler
İsveç'te Erasmus İlk Anılar
İsveç ve Erasmus: Hatıralar Dolusu Koca Bir Yıl
Erasmusa Son Noktayı Koyduk
Erasmus'tan Sonra Hayatta Kalmanın Yolları
İnterrail Gezisi Nasıl Planlanır
* Erasmus Ülke Tercihi Nasıl Yapılır

Bir kısa film: Jabberwocky

Geçenlerde Eda arkadaşımıza bir ödev verilmişti. Lewis Carroll'un "Through the looking-glass and what alice found there" adlı kitabındaki Jabberwocky şiiri için birşeyler yapın demişler arkadaşımıza. O da farklı olsun, ilgi çeksin, ilginç birşey olsun bari demiş ve bir kısa filmini yapmaya karar vermiş kendi kendine. Geldi bizlerden yardım istedi, biz de onayladık. Bir gece vakti çıktık dışarıya çekim yapmaya.Elimizde tek kamera var o da benim fotoğraf makinem (Fujifilm s6500). Video çekimi iyi ama gece çekimi zayıf kaldı. Ama yine de idare eder birşey çıkartmayı başardık. Video editlemesini ben yaptım. Bir saat içinde anca bu kadar oldu. Çekimi de zaten yarım saatte yapmıştık. Yani anlayacağınız film, ultra amatör yapımı bir film... :)

Gelelim hikayeden biraz bahsetmeye. Aslında anlatılacak bir hikayesi de yok bu şiirin. Nitekim ek$isözlükte şöyle diyenler var;
lewis carroll'un "through the looking-glass and what alice found there" adlı kitabındaki "jabberwocky" şiirinden. bu anlamsız şiir insanların dikkatini çekmiş işte ve bu tür saçma konuşma ve yazılar için kullanmaya başlamışlar.
nonsense literature'ın en nadide eseridir. bir dönem bütün ingiliz çocukları bu şiiri ezberlemişlerdir. incelendiğinde, çok anlamsız ama çok ilginç bir şiir olduğu ortaya çıkar. kullanılan kelimelerin çoğu ingilizce'de bir anlam ifade etmese de (ki lewis carroll bu yüzden şiirle beraber kelimelerin anlamlarını da yazmıştır) ilk okunuşta ne olup bittiği hakkında genel bir kanıya varılabilir. alice de zaten "birisi birisini öldürdü ama ne oldu tam çıkaramadım, güzel kelimeler sanki kafamın üstünden uçup gitti" tadında bir laf etmiştir. neler olup bittiğini az çok çıkarabilmemizin sebebi ise lewis carroll'ın gerçek olmayan bu kelimeleri sanki gerçekmişçesine, ingilizce'nin kurallarına uygun olarak, sentaks'a önem vererek kullanmasıdır. uffish ne demek bilmesek bile onun bir sıfat olduğunu anlarız, brillig'in isim soylu bir sözcük olduğunu da, gyre ve gimble'ın birer fiil olduğunu da. şiir olarak incelendiğindeyse ritm, alliterasyon, kafiye gibi çeşitli sanatları kullanmıştır lewis carroll, ve anlamsız da olsa bunu gerçekten de şiir haline getirmiştir. bunların yanısıra ingilizce'ye çeşitli kelimeler de kazandırmıştır. örneğin chortle kelimesi jabberwocky'den evvel varolmayan bir kelimedir. portmanteau kelimelerin özü buradan çıkmıştır.

Sizlere şiirin tam metnini de vereyim de tam olsun. Bu arada filmin senaryosu Eda'ya ait, tabii bizler de kendimizden birşeyler kattık. Ancak ne ben, ne Hakkı, ne de Çağla arkadaşımız şiir hakkında en ufak bir fikre bile sahip değildik.. :)

 Jabberwocky - Lewis Carroll
"twas brillig, and the slithy toves
did gyre and gimble in the wabe;
all mimsy were the borogroves,
and the mome raths outgrabe.

"beware the jabberwock, my son!
the jaws that bite, the claws that catch!
beware the jubjub bird, and shun
the frumious bandersnatch!"

he took his vorpal sword in hand:
long time the manxsome foe he sought -
so rested he by the tumtum tree
and stood awhile in thought.

and as in uffish thought he stood
the jabberwock, with eyes of flame,
came whiffling through the tulgey wood
and burbled as it came!

one, two! one, two! and through and through
the vorpal blade went snicker-snack!
he left it dead, and with its head
he went galumphing back.

"and hast thou slain the jabberwock?
come to my arms my beamish boy!
o frabjous day! callooh! callay!"
he chortled in his joy.

'twas brillig and the slithy toves
did gyre and gimbole in the wabe
all mimsy were the borogroves
and the mome raths outgrabe.

Ayrıca ilginizi çekebilecek diğer yazılar: 
Harçsız Öğrenci Pasaportu Nasıl Alınır
Schengen Vizesi için İşveren Mektubu ve İzin Onayı
İnterrail Nasıl Yapılır ve Nasıl Planlanır
Ücretsiz Fon Müzikleri ve Ses Efektleri İndir
Asteğmen Nasıl Olunur ve Ne Yapmam Gerekir
Askerlik Tecili için Gerekli Belgeler
Sınavsız İkinci Üniversite Kaydı Nasıl Yapılır
İngilizce Öğretiminde Teknoloji ve İnteraktif Oyunlar

Diğer faydalı olabilecek Erasmus yazılarım:
İsveç'e Gitmeden Önce (1)
İsveç'te Bilinmesi Gerekenler (2)
İsveç'te Yemek Vakti (3)
İsveç Online Alışveriş Siteleri ve Faydalı Linkler
İsveç'te Erasmus İlk Anılar
İsveç ve Erasmus: Hatıralar Dolusu Koca Bir Yıl
Erasmusa Son Noktayı Koyduk
Erasmus'tan Sonra Hayatta Kalmanın Yolları
İnterrail Gezisi Nasıl Planlanır
* Erasmus Ülke Tercihi Nasıl Yapılır

Film izlemek işkence olabilir mi?

Bildiğiniz üzere Erasmus ile İsveç'teyim hala. Eğitim sisteminden konuşup duruyordum. Ancak, neyse geçelim eğitim sistemini şimdi. Geleyim şu anda içinde bulunduğum duruma, neler yapmam gerektiğine.

İzle izle, sonra yorumla
Bu dönem tam 6 ders aldım. Yani burada alabileceğim maksimum krediyi aldım ki bu kredi de 45 ects kredisi. Neyse gelelim sadede. Şu anda ödevini yapmakta olduğum ders Cultural Text and Context. Bu ders için evvela Jane Eyre hakkında bilgimin olması gerekiyor yani okumuş olmam gerekiyor ve aynı zamanda Wide Sargasso Sea isimli 1993 yapımı filmi (aynı isimli romandan uyarlama) izlemem gerekiyor. Sonrasında yapmam gerekenler ise Jane Eyre romanında bir deli kadın varmış, bu filmde de onun neden delirdiği anlatılıyormuş. Bunlar arasında karşılaştırma vs. yaparak bir kaç sayfa birşeyler yazmam gerekiyor. Bu sadece bu ders ve bunları da sadece iki gün içinde yapmam gerekiyor. =). Dün Wide Sargasso Sea filmini izledim. Ama 2006 versiyonunu, çünkü diğer filmi aradım aradım bulamadım. Hocamıza ulaşmaya çalıştım her üniversiteye gidişimizde çıkmıştı, biz de kaldık bu yeni versiyonuna. Neyse bu dersi böyle halledeceğiz artık....

Eziyet gibi ama...
Gelelim bir diğer filmimize ya da filmlerimize. Diyebilirsiniz yahu bu ne habire film mi izliyorsunuz diye. Evet izliyoruz. Şu ana kadar American History X, Bowling for Columbine, Crash, American Beauty, Charlie and Chocolate factory, Golden Compass izledik. Daha da izlememiz gereken ve aynı zamanda incelememiz gereken bir kaç film daha var. Şöyle bir bakınca filmlere hepsi tanıdık izlenilmiş ve izlenilesi filmler. Ben bunları önceden izlemedim mi. Tabii ki izledim. Mesele izlemek değil işte, incelemek bazı küçük noktalarını ön planda tutarak filmleri yorumlamak bizim yaptığımız. İş böyle olunca eziyetten başka birşey olmuyor. Aslında doğruyu söylemek gerekirse, eğlenmiyor da değilim. Bu kadar kısa sürede üstüste birçok güzel filmi izlemek zorunda kalıyor olmam ve sonrasında bunlar hakkında yorumlar, eleştiriler yapıyor olmam bence ya da galiba sizce de güzel olmalı.

evet evet, çok güzel yaa....

Ayrıca ilginizi çekebilecek diğer yazılar: 
Harçsız Öğrenci Pasaportu Nasıl Alınır
Schengen Vizesi için İşveren Mektubu ve İzin Onayı
İnterrail Nasıl Yapılır ve Nasıl Planlanır
Ücretsiz Fon Müzikleri ve Ses Efektleri İndir
Asteğmen Nasıl Olunur ve Ne Yapmam Gerekir
Askerlik Tecili için Gerekli Belgeler
Sınavsız İkinci Üniversite Kaydı Nasıl Yapılır
İngilizce Öğretiminde Teknoloji ve İnteraktif Oyunlar

Diğer faydalı olabilecek Erasmus yazılarım:
İsveç'e Gitmeden Önce (1)
İsveç'te Bilinmesi Gerekenler (2)
İsveç'te Yemek Vakti (3)
İsveç Online Alışveriş Siteleri ve Faydalı Linkler
İsveç'te Erasmus İlk Anılar
İsveç ve Erasmus: Hatıralar Dolusu Koca Bir Yıl
Erasmusa Son Noktayı Koyduk
Erasmus'tan Sonra Hayatta Kalmanın Yolları
İnterrail Gezisi Nasıl Planlanır
* Erasmus Ülke Tercihi Nasıl Yapılır

Alman'dan sahil güvenlik görevlisi olursa

Bu videoyu sizlerin de izlemesi gerektiğini düşündüm. Bilirsiniz Alman arkadaşlarımız İngilizce'deki "th" sesini okumakta zorluk çektikleri için 's' deyiverirler ve bazen de 'z' sesi ile geçiştirirler. İngilizce okuyan arkadaşlarım bu 'th' sesinin iki tür telaffuzunun olduğunu bilirler. Gelelim aşağıdaki videomuza.

Alman bir sahil güvenlik görevlimiz var. İngilizcesi de çat pat. =). Birden telsizden 'yardım' sesleri geliyor. Gemilerinin battığını (we are sinking) söylemeye çalışıyorlar, ancak bizim Alman arkadaş İngilizcesinin zaafına uğruyor ve bakın ne oluyor... (what are you 'th'inking about?)
*sink: batmak => telaffuzu: "sink"
  think: düşünmek => telaffuzu bir nebze peltek 's' ile "sink".

Dönüyorum... mu?

güncellemeyi okuyun...

Bugün çok ani bir karar verdim. İkinci dönem Türkiye'ye dönüyorum. Bu kararı da gecenin saat beşinde Hakkı arkadaşım ile konuşurken verdim. İkinci dönem için de İsveç'te kalmayı düşünüyordum ancak, aşk meşk boş işler hele hele bu karşınızdaki yabancı biri ise işin sonunu tahmin etmekte çok daha zorlanıyorsunuz. "Sonunu düşünen kahraman olamaz" sözünü hatırlatanlar olacaktır elbette ancak, bazı konularda kendinizi bağımsız hissedemiyorsanız en doğru olanı yapmak yani üzerinde bulunduğunuz yolda yürüyemeye devam etmek en doğru seçenek olsa gerek.

Aşk meşk boş işler dedim demesine ama, aslında öyle düşünen bir insan değilim. Aşk yeri ve zamanı geldiğinde, uygun şartlar olduğunda bence tam olarak aşktır. Aslında olacağı varsa zaten olacak olan bir şeydir de diyebiliriz. Fazlaca üzerine gitmek boştur bence. Açıkça söylemek isterim, ikinci dönem burada kalmayı istemiş olmam tamamen bir kız içindi. Geri dönme kararını aldığım şu anda, kıza olan duygularımda yine bir değişiklik yok. Apayrı konu bunlar. Eğer ben onu gerçekten seviyorsam ve ona mutlu bir hayat vadediyorsam, şu anda benim için ve onun için yapabileceğim en iyi şey anlık mutluluğumuzu bir dönem daha uzatmak yerine ikinci dönem güzel ülkem Türkiye'ye dönerek evvela üniversitemi bitirmek (bir buçuk senem var) ve sonrasında tamamen özgürlüğe kavuşmak olduğunu düşünmekteyim. Sonrası ise yine oluruna kalan birşey.

Her zaman yurtdışında yaşamak gibi bir hayalim vardı, hala da var. Neden olmasın? Herşeyi zaman gösterecek, O'nun dediği gibi =). Hep böyle söyleyip duruyor, ben de böyle diyeceğim bu kararımı ona açıklarken ... çok zor olacak ama! Bunun da farkındayım :(

Güncelleme - Kararsızlığım batsın...

Evet arkadaşlar bir güncelleme yapmak zorundayım sanırım =). Biletimi aldım ancak, kararsızlık yine bastı beni. Nedenini anlatayım evvela. Kızı bir kenara koyalım, o apayrı bir konu hatta şöyle diyelim bu olay için; bu burada kalmanın tadı tuzu. Neyse, şöyle bir düşündüm de burada neden kalmak istiyorum veya neden Türkiye'ye dönmek istiyorum diye. Gerçekten açıklayıcı bir cevap bulamadım. O yüzden neden bir dönem daha kalmıyorum ki dedim. Yani geri dönmemi gerektiren birşey olduğuna gerçekten inanmıyorum, ama kalmamı gerektirecek olan birçok sebep var, ya da var olduğuna kendimi inandırmak istiyorum.


Denge kurmam lazım
Evet bir liste yapıp, neden kalmak istiyorum neden geri gitmek istiyorum onları bir ölçmek biçmek lazım. ...
..
..
Derken az önce amcamla konuştum.. =) Gerçekten çok iyi oldu. İkinci dönem için para durumunu konuştum ve "kal" dedi... Yani para konusunda sorunum yok galiba Allah'a çok şükür. Sanırım yine olayı zamana bırakayım şu anda konuşmak için çok erken. Türkiye'ye dönüş biletim var, eğer ters giden birşeyler olursa 19 Ocak'ta Türkiye'ye dönerim. Evet sanırım ikinci dönem yine İsveç'teyim ve sizlere burayı daha iyi anlatmaya çalışacağım.... =)))

 Son Güncelleme!!
Evet arkadaşlar bu yazıyı geri döneye karar verdiğimde yazmıştım ve bu yazıyı yazmadan hemen önce de Türkiye'ye dönüş bileti almıştım. Ancak bileti yakmaya karar vermiştim ve şu anda hiç birisine gerek kalmadı. Çünkü Türkiye'ye tatil için 9 günlüğüne dönüyorum bu bilet sayesinde :)

Ayrıca bir cinlik yapmak istiyorum. Aşık Veysel'den bir satır koyayım şuraya çok güzel demiş Aşık Veysel;
Veysel bu sevdadan vazgeç dediler
Olup bitenleri yaz geç dediler
Sevdiğin kapıdan az geç dediler
Acı sözü sevdiğimden işittim
Biliyorum konuyla hiç bir alakası yok. Bu sadece seo amaçlı bir şiir. Aslında Veysel Karani hakkında da birşeyler yapmak lazım ya neyse...

Ayrıca ilginizi çekebilecek diğer yazılar: 
Harçsız Öğrenci Pasaportu Nasıl Alınır
Schengen Vizesi için İşveren Mektubu ve İzin Onayı
İnterrail Nasıl Yapılır ve Nasıl Planlanır
Ücretsiz Fon Müzikleri ve Ses Efektleri İndir
Asteğmen Nasıl Olunur ve Ne Yapmam Gerekir
Askerlik Tecili için Gerekli Belgeler
Sınavsız İkinci Üniversite Kaydı Nasıl Yapılır
İngilizce Öğretiminde Teknoloji ve İnteraktif Oyunlar

Diğer faydalı olabilecek Erasmus yazılarım:
İsveç'e Gitmeden Önce (1)
İsveç'te Bilinmesi Gerekenler (2)
İsveç'te Yemek Vakti (3)
İsveç Online Alışveriş Siteleri ve Faydalı Linkler
İsveç'te Erasmus İlk Anılar
İsveç ve Erasmus: Hatıralar Dolusu Koca Bir Yıl
Erasmusa Son Noktayı Koyduk
Erasmus'tan Sonra Hayatta Kalmanın Yolları
İnterrail Gezisi Nasıl Planlanır
* Erasmus Ülke Tercihi Nasıl Yapılır

Siz olsanız ne yapardınız...

Bugün rastgele bazı blogları tararken karşılaştım aşağıdaki video ile. Gerçekten çok zor bir duruma sokuyorlar şu erkekleri. Aslına bakarsanız bir çeşit kamera şakası da diyebiliriz bunun için.
Güzel bir kadın sizi masasına çağırıyor, konuşuyorsunuz beraber içiyorsunuz sizi evine davet ediyor vs. vs. ve sonrasında bu güzel çekici kadının bir çeşit engelli olduğunu farkediyorsunuz...

Lit dosyalarımızı başka formata çevirelim

Bugün elimde bulunan bir e-kitabın bazı kısımlarının çıktısını almam gerekiyordu. Bildiğiniz üzere çoğu e-kitaplar .lit uzantılı olduğu için bu dosyayı sadece microsoft reader yardımı ile açabiliyoruz ve bu program ile de sayfaları yazdırmak imkansız. Hemen google amcaya koştum yine. =) Bu sefer sağolsun hiç uğraştırmadılar beni, hemen soruma cevap verdiler.

ABC Amber Lit Converter
Bu yazılım elimizde bulunan lit formatlı e-kitaplarımızı kullanımı popüler olan PDF, DOC, HTML, RTF, CHM, HLP ve TXT gibi formatlara çevirmemize yarıyor. Ayrıca en büyük özelliği de sağolsun bu yazılım bedava.

Lit dosyasını diğer formatlara çevirelim
Buradan sonrasını da bırakalım programı bizlere sunarak büyük bir iyilik yapmış olan dmry.net anlatsın. Aslında çok kolay bir program. Hemen öğreneceğinize eminim.

Blogger'da Şablon Değiştirme Problemi

Yeni bir blogger ipucu ile karşınızdayım arkadaşlar. Bu sefer ki konumuz, çoğu kişinin mutlaka en azından bir kere karşılaşmış olduğu şablon değişikliği sırasında gelen anlamsız hatalar hakkında olacak.

Nasıl Karşılaştım
Ben bu sorunu her zaman yaşıyordum ancak bu son şablon değişikliği sırasında uğraştığım kadar hiç uğraşmamıştım. Bu sefer yine her zamanki gibi şablonumu değiştiriyordum. Yerleşim sekmesine tıkladım ve sonrasında ve htmlyi düzenle sekmesine geçiş yaptım. Şablonum bilgisayarımda kayıtlı olduğu için "Sabit sürücünüzdeki bir dosyadan şablon yükleyin"in yanındaki gözat ile şablonumu yüklemeye çalıştım. Herşey gayet normal ilerlerken "onayla ve kaydet" butonuna bastıktan sonra şu yandaki lanet hatayı aldım (hata kodu farklı olabilir sizlerde ama korkmayın sizin hatanız da bendeki ile aynı). Bu sayfayı görmeyen blogger kullanıcısı olmadığını çok rahatlıkla söyleyebilirim.

Ne Yaptım?
Bu işin ne yaptığımı yok, çıldırdım tabii ki. Bir yolu olmalıydı. Ama hiç bir matıki açıklaması yoktu bu durumun. Beni dellendirmekten başka bir işe yaramıyordu. Kısacası ne yaptığıma geleyim artık. Çok saçma gelecek ama, gerçekten çözüm yolu bu:
Farklı bir "internet tarayıcısı" kullanın. Evet yanlış duymadınız "farklı bir internet tarayıcısı" ile deneyin. Ben normalde firefox delisi bir insanım. Varım yoğum, internet hayatımda ne kadar şifrem varsa ne kadar bookmarkım varsa hepsi de firefoxun içinde gizlidir. Ancak gel gelelim blogger şablon değiştirmeye kalkıştığımda sıklıkla karşılaştım bu hatayla. Dediğim gibi evvela firefox ile denedim olmadı. Sonra Google Chrome ile denedim olmadı. Sonra internet explorer ile denedim olmadı. En son Safari kaldı elimde. Dedim ne bilim belki olur (olacağından emindim bu sefer) ve gerçekten oldu. Sanırım bu şablon değişikliği tamamen çerezler ile ilgili ya da bloggerın internet tarayıcılarımıza bırakmış olduğu bir iz ile ilgili bir hata. Artık orasını ben bilemeyeceğim. İşte çözüm bu kadar. Kısacası, elinizdeki bütün internet tarayıcıları ile deneyin bunu. Olmadıysa gelin burada bana danışın beraber çözelim sorununuzu. Herkese kolaylıklar, hatasız belasız blogger şablonu değiştirmeler dilerim... :)

Hala aynı hatayı alanlar varsa, klasik şablona bir dönüş yapıp geri gelirlerse bir şansları olabilir. Bunu da şöyle bir yerde okumuştum.

Bundan sonraki blogger ipucum sitemize Google Özel Arama sonuçlarını entegre etme ile ilgili olacak. Herkes bloggerın sayfa açmaya izin vermediğini öne sürüyor bu özelliği kullanamama için ama sayfa açmaya gerek yok ki zaten... kısa zamanda geliyor! :)

Windows Ultimate oluyorsa Piknik neden olmasın?

Yanlış duymadınız, Windows Piknik Edition. Bugün bir arkadaşım gösterdi aşağıdaki fotoğrafı. Dedi ki bana windows piknik edition çıkmış. Yuh dedim o da ne? Evvela sandım ki, şu bizim windows xp ultimate türü çakma bir windows. Ama meğer işin esprisindeymiş bunu yapanlar. Bizim meşhur windows xp'nin masaüstündeki o güzelim yeşilliği piknik yeri olarak kullanıyorlar, ayrıca fotoğrafı iyi inceleyin tam klasik bir türk aile pikniği olduğunu müthiş bir mizah konusu olduğunu anlayacaksınız, "hacı murat*"tan bahsediyorum tabii ki, hem de tüplüsünden...


*efsani hacı muratın çeşit çeşit "fast and furious" halini görmek için tıklamanız tavsiye olunur... =))

Çoklu Video Konferansı Her Eve Lazım

Malumunuz uzaklardayız, gurbetlerdeyiz. Bu nedenle Türkiye ile iletişimimizi internet üzerinden sağlıyoruz. Bunun için kullandığımız en popüler programlardan birisi tabii ki msn. Ama gurbette olunca msn bazen hiç işe yaramıyor, neden mi? Skype kullananınız da vardır, o da yaramıyor ama msnden bir nebze olsun daha iyi ama sonuçta o da yetersiz. Gelelim nedenine;

Çoklu konferans
Bildiğiniz üzere skype ve msn görüntülü konuşmalarda sadece karşılıklı görüşmeleri destekliyorlar. Skype'ın bir fazla daha özelliği var ki o da görüntüsüz birden fazla konferans yapabilme. Gayet başarılı da bu konuda, ses aktarımı konusunda msnden daha iyi buldum kendilerini. Ancak şu konferansı görüntülü olarak destekliyor olsalardı tadından yenmezdi. Nitekim annem babam İstanbul'da, bir amcam Edirne'de, bir amcam Bursa'da, bir halam da Afyon'da olunca ayrıca bunların hepsi ya da en az iki tanesi aynı anda da online durumda bulunuyorsa herkes ister ki hepsiyle birlikte şöyle bir görüntülü konferas yapabilsin, birbirlerini aynı anda görebilsin. Ama olmuyordu eldeki popüler yazılımlarla dahi, elden ne gelir? (camfrog denen birşey var ama o konuya hiç girmiyorum.)

Google herşeye kadir... =)
Sonunda kafama dank etti google amcaya sorayım dedim bu olayın aslını astarını, böyle bir durum varmıdır yokmudur diye? İlk başlarda kabaca sordum sanırım o nedenle cevabı çok net alamadım çünkü msnden skypedan bahsedip durdu bana. Neyse sonrasında biraz yumuşattım sorumu ve şöyle bir sayfa buldum. Orada çoklu video konferans yapma programı olan "ooVoo" isimli bir programın tanıtımı yapılmış. Çok sevindim beğendim indirdim ben de blogumda tanıtayım dedim.

ooVoo ile yola devam...
Bu ooVoo dediğimiz program skype türü bir program. Aynı anda 6 kişiye kadar video konferansa izin veriyor ki çok sevdim ben bu özelliği. Artık ailemle, akrabalarımla aynı anda sohbet edebiliyorum çok şükür ki :) Programın birkaç özelliğinden de bahsetmek gerekirse,
  • msn, gmail, aol ve yahoo gibi popüler hizmetlerden arkadaş listenizi bu programa direk olarak aktarabiliyorsunuz.
  • Türkçe dil desteğinin bulunması çok güzel bence
  • video konuşmalarınızı eş zamanlı olarak bilgisayarınızda kayıt altına alabiliyorsunuz.
  • video konuşmalarınız sırasında video efektleri kullanabiliyorsunuz.
  • 6 kişiye kadar video konferans desteği
  • ve dosya paylaşımı
  • son olarak ve benim takdirimi kazanan bir özelliği de var, video çözünürlüğünüzü internet hızınıza göre kendiniz düşürebiliyorsunuz ya da yükseltebiliyorsunuz...
Daha bir çok özelliği de vardır aslında bunlar sadece bir kaçı. Artık skype ve msn çoklu konuşmaları destekleyene kadar ailemle bu program sayesinde görüşmelere devam etmeyi düşünüyorum. Buradan skype yetkililerine sesleniyorum:
- mağdur durumdayız efenim, eğitim şart!! :P
Msn yetkilileri sesimizi duymaz, şimdiye kadar duysalardı msn çok daha farklı olurdu zaten... =)

ooVoo programını indirmek için buraya, hakkındaki detaylı bilgilere de buradan ulaşabilirsiniz.

Amatörüz Sonuna Kadar

Fotoğraf çekmeye mi yoksa fotoğraf makinalarına mı merakım vardı her zaman benim, yoksa elektronik aletlere düşkünlük müydü demeliyim buna? Evet, sanırım elektronik aletlere yani teknolojiye merakımdan kaynaklanmıştı ilk fotoğraf makinemi satın almam.Takvimler Ocak 2005'i gösteriyordu ilk fotoğraf makinemi elime aldığımda. Makinem fotoğrafçılık için hiç de iyi bir model değildi ancak anlık fotoğraflar için zamanın en küçük fotoğraf makinelerinden olması itibari ile gerçekten mükemmel bir kolaylık sağlıyordu. Uzun uzun düşündükten sonra fotoğraf makinemin adını hatırlayabildim, Brica DigiArt 520. Boyutu 79.5 x 40 x 27.5 mm ve 90 gramlık bir ağırlığa sahipti.
"Yeter be" derlerdi! 
Fotoğraf makinemi çok sevmiştim. Heryerde zırt pırt fotoğraflar çekip duruyordum, sınıfta, evde, dershanede, sokakta, yemekte, ders sırasında vs. vs. Ta ki herkes "yeter be!" diyene kadar ve diğerlerinin bakışlarından "görmemişin kamerası olmuş..." dediklerini sezinleyene kadar. Etrafımdaki çoğu kişi bana böyle bakıyordu. Ben ise gerçekten anlam veremiyordum, fotoğraf çekmenin nesi kötü olabilirdi ki? Şu anda eski fotoğraflara bir bakayım dedim, iyi ki çekmişim dedim ve yine de keşke çook daha fazla çekseydim diyorum. Şimdi elimde bulunan fotoğrafları o zamanlar bana bu malum 'bakış'ı atanlara göstersem "iyi ki çekmişsin valla. Ay inanmıyorum şu halimize bak" diyeceklerine adım gibi eminim. O zamanlar lise son sınıftaydım hatırlatmak gerekirse ve o sene ÖSS'yi başarıyla geçerek dil bölümünden KTü ide bölümünü kazandım. Fotoğraf çekmeye olan merakım fotoğrafçılığa doğru kayması da zaten üniversitede başladı.

Tek Manyak Ben Değilmişim
Lisede "manyak" diye çok ithaf edilmiştim, tabii ki "foto manyağı" diye. Artık üniversiteliydim, ilk senemdi ve çömezdim. Ne kulüplerden haberim vardı ne de aktivitelerden. İlk senem öylece boşa geçti fotoğraf açısından (tiyatro üzerine baya birşeyler yapmıştım). İkinci senemde artık klüplerden haberdardım ve KTUFOT denen bir topluluğun ismini duymuştum. Fotoğraf eğitimi veriyorlarmış, gezilere gidiyorlar deliler gibi fotoğraflar çekiyorlarmış aynı ben nasıl manyak manyak habire fotoğraf çekiyorsam. Allah dedim bir an. Düşünsenize size kimsenin "deli midir nedir otu boku çekiyor" demediği bir topluluğun içerisinde olduğunuzu. Tam bana göre bir yerdi orası ve gerçekten güzel fotoğraflar da çekebilirdim onlar sayesinde. Ancak tek eksik bir şey vardı bende o zamanlar, manuel ayar özelliğine sahip bir fotoğraf makinesi. Eğitimlerin başladığı ilk hafta gidip 340 liraya Canon Powershot a530 aldım o zamanlar. Çok borca girmiştim ama değmişti.

Amatörüz Sonuna Kadar
Artık öyle böyle fotoğraf çekebilmeye başlamıştım. Fotoğraf makinesinden istediğimi alamıyordum artık. Yine bir maceraya girerek bu sefer Fujifilm s6500 aldım 550 liraya. Maceradan kastım borç batağı. Bizler bu işi amatör ruhuyla yaptığımız için, maddi bir kaygı yok. Dolayısıyla eğer fotoğrafı hobi olarak çekiyorsan zaten amatör fotoğrafçılıktır o. Ne kadar iyi olursan ol bu birşeyi değiştirmez. Hakkı Ceylan ne güzel demiş bir yazısında;
Öncelikle amatör fotoğrafçı kimdir diye soran olursa kısaca şu cevabı veririz; Fotoğrafı seven, boş vaktini fotoğraf çekerek değerlendiren. Mümkün mertebe gezilere, sergilere vb. etkinliklere gitmeye çalışan, fotoğraftan para kazanmak bir yana fotoğraf için para harcayan kişilere amatör fotoğrafçı denir. Fotoğrafı sanat olarak gören ve bu sanatı uygulama konusunda kendini geliştirmeye çalışan kişidir amatör fotoğrafçı. Amatör terimi sizi yanıltmasın, profesyonellik ile amatörlük arasında temelde tek bir fark vardır, profesyonelce yapılan işte maddi bir kaygı vardır, amatörce olanda ise yoktur.
Hakkı Ceylan, sitesinde bu konu üzerine çok güzel bir hikaye de yayınlamış, Amatör Fotoğrafçının Hikayesi. Bu yazıyı yazmama neden olan yazıdır kendisi. Çünkü içerisinde kendimi buldum, geleceğimi buldum. Çünkü anlatılanlar fotoğrafa ilgi duyan her insanın yaşamış olduğu, muhtemelen yaşayacağı; kaşılaştığı ve karşılacağı zorlukları bir bir ortaya sermiş. Sizlerin de okumasını istedim.

Bu okuyacağınız hikayenin içerisinde daha çook başlardayım ben. Dslr fotoğraf makinem bile yok nitekim. Ama bu yazıyı okumak beni gerçekten geçmişime geri götürdü bir nebze olsun nostalji yaşattı bana. Umarım sizler de kendinizden birşeyler bulacak ve okurken çok eğleneceksiniz.

Blogger 404 Hatası ve Çözümü

Bugün çok ilginç bir şey oldu ve kendi blog sayfama ulaşmaya çalışırken birden 404 hatası ile karşılaştım. Tabii görünce hemen korkmadım. Çünkü yanlış birşey yapmadığımı biliyordum. Ancak tek bir ayar ile oynamıştım.

Sorunla Nasıl Karşılaştım
Evvela bu hatayı hangi ayarı değiştirdikten sonra aldığımı söyleyeyim. Bildiğiniz üzere blogumun adresi, http://blog.veyselkelesh.com. Blogger yayın ayarlarında bildiğiniz gibi bu isim için ayrıca bir seçenek daha var. O da bu "http://www.blog.veyselkelesh.com" linkini benim bloguma yönlendir seçeneği. Ben bunu işaretledim ve hemen ardından 404 hatası aldım. Zaten mantıksız bir şeydi yaptığım ama yaptım ve böyle bir hata aldım.

Nasıl Çözdüm
Evvela hemen google amcaya koştum. "blogger 404 hatası" diye arama yaptım. İlk gelen seçeneğe tıkladım ve yazılanları bir güzel okudum. Ancak orada anlatılanlar biraz fazla karmaşık geldi. Aslında hiç de karmaşık değil ama uğraşması zor geldi diyeyim. İyi ki de zor gelmiş çünkü çok daha kolay bir çözüm yolu var.

Blogger yönetim panelimize giriyoruz ve "ayarlar"dan "yayıncılık" sekmesine tıklıyoruz. Buradan eski blog ismimize (http://siteisminiz.blogspot.com) dönüş yapıyoruz. Yani özel etki alanı ismimizi buradan kaldırıyoruz. Sonrasında kendi site ismimizi sanki ilk defa giriyormuş gibi tekrar "etki alanı" kısmına giriyoruz ve kaydet diyoruz. Yani domain isminin cname ayarları ile tekrar tekrar oynamamıza hiiiç gerek yok! ;)

Siteniz artık özgür...

Blogger'da hem Kategorilerinizi Oluşturun hem de Özgürce Etiketleyin

Evet arkadaşlar, blogger'ın en sevmediğimiz eksikliklerinden birisi bizlere kategori seçeneği sunmaması. Ancak çok basit bir hintle bu işi çözmek çok kolay. Hatta bu yöntemle yazılarınıza dilediğiniz kadar etiket verme özgürlüğünüzden feraget etmek zorunda değilsiniz!!

Nasıl mı olacak?
Evvela yazılarımızı bir güzel yazdık değil mi. İstediğimiz kadar etiketi de ekledik yazılarımıza. Sonrasında aynı kategoriye sahip bütün yazılarımıza ortak birer tane daha etiket ekliyoruz. Umarım burayı anlamışsınızdır. İsterseniz pratik olarak anlatalım. Benim blogumda, beş yazı var. Bunlardan iki tanesi günlük içerikli, üç tanesi erasmusla ilgili diyelim. Bu yazılarımızla alakalı olan bütün etiketleri girdikten sonra, aynı kategoriye ait olduğuna inandığımız yazılarımıza ortak birer tane daha etiket giriyoruz. Mesela yazılarımdan iki tanesini ben "Günlük" kategorisi altında istiyorum ve bu iki yazıya vermiş olduğum diğer etiketlerden sonra bir de "günlük" etiketini ekliyorum. Buraya kadar herşey anlaşılmıştır umarım.

Bağlantı Listesinden Yararlanıyoruz
Yanda görmüş olduğunuz gibi istediğimiz bütün etiketleri yazımıza verdikten sonra, etiketlerin içinden kategori olmasını istediğimiz etiketin bağlantı adresini kopyalıyoruz. Buraya tıklayarak bağlantı listesi gadgetini blogumuza ekleyelim. Kopyalamış olduğumuz etiketin bağlantı adresini "yeni site urlsi" kısmına girelim ve isterseniz kategorinizin ismini "yeni site adı" kısmından değiştirebilirsiniz.

Tabii ki "bağlantı listesi" gadgetinin ismini de değiştirmeyi unutmayın. Çok uzun zamanınızı alacak birşey değil bunu yapmak. Gayet basit. Bundan sonra yazılarınıza istediğiniz herhangi bir etiketi girmekte özgürsünüz. Ancak, yazınızın hangi kategoriye ait olacağı aklınızda bulunsun ve kategori ismini de etiket olarak eklemeyi unutmayın. Artık hiç zahmetsiz istediğiniz yazınızı istediğiniz kategoride gösterebilir aynı zamanda da özgürce etiket ekleyebilirsiniz.

Anlamadığınız her konuda danışabilirsiniz. Tam anlatamamış olabilirim o nedenle sorularınızla yazımı geliştirebilirim. Bu blogger ipucu olarak ilk paylaşımım. İnşallah ileride aklıma yeni hınzırlıklar geldikçe sizlerle paylaşacağım. Kolaylıklar gelsin :)

Dönüm Noktası

Büyük bir dönemeç var önümde, gibi hissediyorum. Emin değilim ama var öyle birşey. O konuya girmeden önce, şu lanet olası öğrencilikten ne kadar bıktığımı da neden bıktığımı da anlatacağım.

Bağlılık

Öğrenciyseniz, bir yere başınız bağlı demektir. Diyebilirsiniz her şey senin elinde bırak git diye. Ancak sonunda yine büyük bir değişikliğe gitmiş oluyorsunuz. Maddi açıdan zaten öğrencilerin çoğu aileye bağlıdır. Almanız gereken kararlarda mutlaka aile düşünülmelidir. (düşünmememiz gerektiğini söylemiyorum.) Durum böyle olunca geleceğimiz konusunda tıkanıp kalıyoruz.

Kararlarımızı sağlam alamayız. Tanıdığımız, sevdiğimiz herkesi gelecek planlarımız içerisinde barındırmaya çalışırız. Ama herşeyin planlandığı gibi gitmediği herkes tarafından bilinen bir gerçek olduğu göz önüne alındığında, bu tür bir gelecek planının suya düşme oranını söylemekte zorlanacağımı sanmıyorum. Mutlu olamayız demek istemiyorum, sadece hayallerimiz farklı şekillerde karşımıza çıkıverir diyorum.

Bıkkınlık
Öğrencilikten gerçekten bıktım. Bir an önce bitirip bu öğrencilik hayatımı "-di"li geçmiş zamanlarla dillendirmeyi özlüyorum. Biliyorum öğrencilik zamanımı çok özleyeceğim ama, gönül bu. Kapılınca iki ortada sıkışıveriyor sonra da "big bang" oluşuveriyor insanın içerisinde; yeni bir başlangıç. İşte şu anda bu durumda olmaktan çok korkuyorum. İşte bu yüzden şu anda, öğrencilik hayatımı "ahh ahh" diye hatırlayanlardan olmak istiyorum. Biliyorum ki şu anki durumdan çok daha iyidir "ahh"lamak. Karar vermek gerçekten ölümle bile sonuçlabileceğine inanan insanlardanım.

Durum böyle olunca, ne taraf uçurum ne taraf kurtuluş bilemiyorsanız ne yapsanız yeridir.

Carpe Diem
Deniyorum, ama bir yere kadar. Sadece anlık mutluluk veriyor insana bu meret. Gerisi yok. Ne güzel değil mi?
- Haha, okulum çok iyi gidiyor, şu anda sağlığım yerinde neden mutlu olmayayım ki
- ohh odamdayım yine, param var karnım tok. Var mı benim gibisi
Üfffff.... bu mudur? Asla!

Oluruna Bırakmak?
Geleyim sıkıştığım konuya. Az çok anlatmaya çalıştım derdimi. Bazı kararları almakta işin içinde kendimiz olmasına rağmen almakta zorlanıyoruz. Bu gibi durumların kötü sonuçlar doğurmaması için yapılması gereken en iyi şey "oluruna bırakmak" mıdır acaba? Gelişmelere göre esnek olmak mıdır en iyisi? Böyle konuşunca içimde yeşillikler açıyor nedense. Doğrusu bu gibi geliyor ama tabi yardım lazım bana. Sizin izlediğiniz yol nasıl bir yol acaba? ya da ben ne yapmalıyım?

Size şunu söyliyeyim, şu anda eğer hiçbir karar almassam monoton bir hayata sahip olacağım garanti, ya da şöyle söyliyelim belli gibi. Yanında mutlaka mutluluklar olacaktır. Şu anda sıkıştığım nokta, sanırım mutluluğun peşinde koşmakla, bilmediğim beni ileride bekleyen hayat arası.

Son noktayı da koyayım, Sevdiğiniz kişi için taviz vermek ne kadar doğru?
Yoksa vazgeçip, normal hayata dönmek midir doğrusu?


Ayrıca ilginizi çekebilecek diğer yazılar: 
Harçsız Öğrenci Pasaportu Nasıl Alınır
Schengen Vizesi için İşveren Mektubu ve İzin Onayı
İnterrail Nasıl Yapılır ve Nasıl Planlanır
Ücretsiz Fon Müzikleri ve Ses Efektleri İndir
Asteğmen Nasıl Olunur ve Ne Yapmam Gerekir
Askerlik Tecili için Gerekli Belgeler
Sınavsız İkinci Üniversite Kaydı Nasıl Yapılır
İngilizce Öğretiminde Teknoloji ve İnteraktif Oyunlar

Diğer faydalı olabilecek Erasmus yazılarım:
İsveç'e Gitmeden Önce (1)
İsveç'te Bilinmesi Gerekenler (2)
İsveç'te Yemek Vakti (3)
İsveç Online Alışveriş Siteleri ve Faydalı Linkler
İsveç'te Erasmus İlk Anılar
İsveç ve Erasmus: Hatıralar Dolusu Koca Bir Yıl
Erasmusa Son Noktayı Koyduk
Erasmus'tan Sonra Hayatta Kalmanın Yolları
İnterrail Gezisi Nasıl Planlanır
* Erasmus Ülke Tercihi Nasıl Yapılır

Teknoloji Orospusu da ne ola?...

Yanlış duymadınız, tam olarak "teknoloji orospusu." Yahu herşeyi duyduk iyi güzel de bu da nereden çıktı diye şaşırmış kalmış wolkanca. Bende onun sayesinde rastgele blogunda karşılaştım bu terimle. Bu terimi de itü sözlükten bulmuş.

Gerçekten bu terim için tanımlamaların hemen hemen hepsi bana çok doğru geldi. Mesela bizim bildiğimiz teknoloji manyağı vardır. Ama arada çok ince bir fark var teknoloji orospusu ile. O da şöyle dile getirilmiş ki katılmamak elde değil:


Teknoloji manyağı, elindeki pentium mmx tabanlı pc'sini bile hala sonuna kadar kullanırken, teknoloji orospusu, yenisi çıkınca evdeki dual core'unu çöpe atar.
İlk tanımlamamız böyle. Ayrıca çok daha ilgi çekici olanları da var. En sevdiğim bir diğeri de;
Teknoloji orospusunun teknoloji manyağından farkı, takip ettiği teknolojik ürünleri satın alabilme kabiliyetidir. artı bununla kalmayıp sahip olduklarını en kısa zamanda elden çıkartabilen ve bunun yerine piyasada olanın en yenisini koyabilendir. bu sebepten dolayı kendilerinde sürekli aşırı bir para harcama ve big babol sakız çiğneme görülür.
Diğer tanımlamaları da wolkancadan takip edebilirsiniz.

Terimleri düzgün tanımlamak gerek

Benim bu konuda asıl değinmek istediğim, yedinci madde! Anlayamadım gitti, teknoloji ile film indirmenin, dizi indirmenin ne alakası olduğunu. Evvela şu tanımı sizlerle de paylaşayım:
Sürekli download yapar. deliler gibi arşiv oluşturur, günde kaç gb indirdiğini ancak dünyaca ünlü matematikçiler hesaplayabilir. indirdiklerini dvd haline getirmek için sürekli dvd alır ve dvd üreten firmaların bütçelerine ciddi anlamda katkıda bulunur. Filmler diziler yüzlerce dvd içinde izlenmemiş halde dururken, kişi başka bir film ya da dizi indirir. indirdikçe indirir, indirdikçe arşivler, arşivledikçe izlemez. manyak mıdır nedir? orrayt
Gerçekten tanımlama müthiş, ancak bu tanımlama bu terim altında olmamış. Bu tür bir insan teknoloji orospusu nasıl olabilir hala akıl erdirebilmiş değilim. Tamam adam film indirmekle kafayı yemiş görünüyor (bu arada yukarıda tanım tam olarak beni hedef almış sanki :) ) ama bu tür bir insana teknoloji orospusu demek gitmiyor bence. Çünkü ben yukarıdaki teknoloji manyağı olarak açıklanan kategoriye aitim (tarihi laptopumla hala harikalar yaratıyorum mesela)...

Bu terimi çok içerledim galiba... =)